Ay ve Güneş

/

 
AnasayfaAnasayfa  GaleriGaleri  SSSSSS  AramaArama  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  Video BölümüVideo Bölümü  
SIK KULLANILAN BÖLÜMLER
Tıkla Dinle Kutucukları & Maneviyat& Aşk ve Sevgi & Lakırdı Ovası & SEYR-i ALEM & DİVAN-I EDEBİYAT
GİTMEK İSTEDİĞİNİZ BÖLÜMÜN İSMİ ÜZERİNE TIKLAYIN
EN SON GÖNDERİLEN 10 MESAJ
Konu Yazan GöndermeTarihi
C.tesi 17 Haz. 2017, 13:04
Perş. 25 Mayıs 2017, 09:45
Cuma 12 Mayıs 2017, 09:58
Cuma 12 Mayıs 2017, 09:56
Perş. 04 Mayıs 2017, 09:33
Salı 25 Nis. 2017, 09:47
Çarş. 19 Nis. 2017, 09:57
Perş. 30 Mart 2017, 09:46
Perş. 23 Mart 2017, 09:03
Ptsi 20 Mart 2017, 09:18

Mütefekkir M. NEDİM HAZAR

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek
Yazar Mesaj
emiroğlu




Yaş : Kayıt tarihi : 09/09/08 Mesaj Sayısı : 589 Nerden : İş/Hobiler : Lakap : amcasını arıyor

MesajKonu: Mütefekkir M. NEDİM HAZAR Salı 25 Ağus. 2009, 22:33

Yıllar önce...Olmuştur 20 yıl filan sanırım... Mesleğe başlayan her genç kalemin yaptığı gibi, en basit yazıyı bile olağanüstü ciddiye alıyor ve yazımdaki –aklımsıra- ışıltıyı bir şekilde insanlara yansıtmak istiyordum.
Kocaman daktilonun başında rutin bir haberin seviyesiz cümleleri arasında debelenirken 'sen' diye bir ses duydum: 'Senden iyi mizah yazarı olur biliyor musun? Müslüman kesimin ne yazık ki iyi mizah yazarı yok son dönemde...' Ne diyeceğimi şaşırdım, kitaplarıyla bana okumayı ve yazmayı aşılamış olan bir usta söylüyordu bana bunları...
Aradan bir süre geçtiğinde onu farklı bir ortamda gördüm bu sefer. Cezaevinde... Enteresandır, o ciddi bildiğim, öfkesine şahit olacağını düşündüğüm adam gitmiş, yerine inanılmaz munis ve affedici biri gelmişti. Sahi bu ülkede sırf 'demek ki öyle' dediği için hapse atılan yazarlar olmuştu bir ara değil mi? Bugün 'masumiyet karinesi, yok bilmem ne' diye yırtınanların o dönem umurunda bile değildi başkasının suçsuz yere zindana tıkılması. Neyse konumuz bu değil...
Yine aradan biraz zaman geçti. Kader bu kez Eyüp Sultan'da kesiştirdi yolumuzu. Aynı gazetede yazıyorduk ve üstelik oğluyla beraber yaptığımız bazı çalışmalar vardı ama nedense pek denk gelemiyorduk. Nedenini biliyordum elbet, bizim genç hantallığımıza inat o yerinde durmuyor, dört bir yana koşturuyordu. Biz durmuş saat gibi bekliyor, kimi zaman çakışıyorduk onunla. Daha onun sohbetinin tadına varamamıştık ki, mekân sahibi içeri girip bana 'Yukarıda gençler var, çıkıp biraz sohbet etmeniz mümkün mü?' diye sordu. Açıkçası başka bir vesile ile oradaydım ve kalabalık karşısına çıkıp konuşmak fıtratıma çok uymuyordu. Tam nazikçe reddedecektim ki, kendisi 'Ben çıkayım sohbet edeyim gençlerle!' dedi ve yerinden fırladı. Hem şaşırmış hem de mahcup olmuştum.
Almanya'nın bilmem hangi kentinin hangi köyündeyiz. Dağ başında piknik gibi bir şey yapıyoruz dostlarla. Sonra geri dönüş yolunda minik bir kasabadan geçerken başı örtülü bir hanım abla durdurdu yolda yürürken. Nasıl tanıdı, nereden anladı bilmem. Bir sürü mevzu konuştuk ama şu kısmı hiç unutmam: 'İmandan bihaber yaşarken bir ağabeyimizin tek cümlesi aklımı başıma getirdi.' Ondan başkasını kastetmiyordu şüphesiz.
Yine epey vakit geçti aradan. Bu kez onunla gıyabında karşılaştık. Yer Amerika... Bambaşka bir ortamda bambaşka mevzular konuşulurken bir ahbap girdi ortama ve 'Gören var mı?' diye sordu. Onu arıyorlardı. Amerika'da olduğunu duymuştum ama kaç ay olmuştu, kesin dönmüştür diye düşünüyordum. 'Gören olursa haber verin de Türkiye'yi bir arasın, ailesi çok meraklanmış.' dedi haberi getiren. İki haftalığına geldiği ülkede salt gençlerin sohbet isteğinden dolayı belki kaç ay olmasına rağmen gitmemişti geri. Üstelik ülkenin bir ucundan başlamış nerede olduğu da tam belli değildi...
Benim gözlemimin çok kıymet-i harbiyesi var mı bilmem ama merhum Mehmet Akif imanı ve dirayeti görüyordum onda. Yıkılmaz bir iman, sarsılmaz bir tevekkül. Hani Bediüzzaman 'Küre-i arz bomba olup patlasa' diyor ya, sanki bunun müşahhas örneği.
En son Yeni Şafak gazetesinde okudum röportajını. Onunla ilgili şahit olduğum her vaka gibi bu da hayranlığımı artırdı. Şöyle diyor mesela: "Sağlıklı olsam, beni askere tekrar alsalar, giderim. Askeriyeye minnettarım." Kendisini nedensiz yere hapisle cezalandıranların varlığı askerliğe olan sevgisini zerre miktar azaltmıyor. Şu an hasta ve yorgun haliyle söylediği şu sözlere ne demeli: "Bana sıhhat ver, namazı camilerde kılayım, Allah'ım bana imkân ver derslere gideyim."
Elbette anladınız kimden bahsettiğimi; Hekimoğlu İsmail. Yaşayan bir abide şahsiyet... Rabb'im bu kutsal günlerin hürmetine ona sıhhat ve afiyet versin. Dualarımız onunla... n.hazar@zaman.com.tr
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör

Mütefekkir M. NEDİM HAZAR

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var: Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Ay ve Güneş :: ABİDE ŞAHSİYETLER :: Tarihi Şahsiyetler -

/

Yeni bir forum kurmak | © phpBB | Bedava yardımlaşma forumu | Suistimalı göstermek | Yetkinblog.com