Ay ve Güneş

/

 
AnasayfaAnasayfa  GaleriGaleri  SSSSSS  AramaArama  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  Video BölümüVideo Bölümü  
SIK KULLANILAN BÖLÜMLER
Tıkla Dinle Kutucukları & Maneviyat& Aşk ve Sevgi & Lakırdı Ovası & SEYR-i ALEM & DİVAN-I EDEBİYAT
GİTMEK İSTEDİĞİNİZ BÖLÜMÜN İSMİ ÜZERİNE TIKLAYIN
EN SON GÖNDERİLEN 10 MESAJ
Konu Yazan GöndermeTarihi
C.tesi 17 Haz. 2017, 13:04
Perş. 25 Mayıs 2017, 09:45
Cuma 12 Mayıs 2017, 09:58
Cuma 12 Mayıs 2017, 09:56
Perş. 04 Mayıs 2017, 09:33
Salı 25 Nis. 2017, 09:47
Çarş. 19 Nis. 2017, 09:57
Perş. 30 Mart 2017, 09:46
Perş. 23 Mart 2017, 09:03
Ptsi 20 Mart 2017, 09:18

Halep biraz da Kerem ile Aslı demektir İskender Pala

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek
Yazar Mesaj
emiroğlu




Yaş : Kayıt tarihi : 09/09/08 Mesaj Sayısı : 589 Nerden : İş/Hobiler : Lakap : amcasını arıyor

MesajKonu: Halep biraz da Kerem ile Aslı demektir İskender Pala Salı 06 Kas. 2012, 11:13

Eskiden Halep deyince aklıma kumaşlar, çarşılar, bezirganlar, kervanlar, yollar ve zenginlik gelirdi. 2012’de artık kurşunlar, havanlar, toplar ve gülleler geliyor. Ve sonra Kerem ile Aslı geliyor.
İsterseniz önce bir türkü okuyalım:

“Bir han köşesinde kalmışım hasta / Gözlerim kapıda kulağım seste / Kendim gurbet elde gönül heveste / Gelme ecel gelme üç gün ara ver / Al benim sevdamı götür yare ver // Felek sen mi kaldın bana gelecek / Akıttın göz yaşım kimler silecek / Kerem’e dediler Aslı’n gelecek / Gelme ecel gelme üç gün ara ver / Al benim sevdamı götür yare ver”

Isfahan şahının oğlu Ahmet Mirza’nın çığlıklarıdır bunlar. Babasının hazinedarlığını yapan Ermeni keşişin kızı Aslı için söylemiştir. Hikâyeyi bilirsiniz; hani kolunda şahin ile avlanmakta olan Mirza bir gün sarayın camında gergef işleyen bir kız görür. Rüyalarında gördüğü kızdır bu ve sorar: “Başı yastık göre mi / Gözü dilber alanın // Gözüne uyku mu girer / Zülfe berdâr olanın”

Kız edebini bozmaz:

“Kerem eyle efendi, uzaklaş buradan, babam görmesin!”

Mirza ısrar eder:

“Aslın nedir, söyle, gideyim!”

Sonra bu iki genç birbirlerini tekrar görürler, yol gözler, bakışır, söyleşirler. Ama birbirlerine isimleriyle değil hep o ilk gündeki sırlı kelimelerle hitap ederler. Kerem, derler, Aslı söylerler.

Şah, biricik oğlunun aşka düştüğünü görünce keşişe dünür olur. Keşiş bir Müslüman’a kız vermek istemediği için şahtan biraz mühlet ister ve gizlice kızını memleketten kaçırır. Elbette Kerem de peşlerinden yollara dökülür. Erzurum senin Sivas benim, Erzincan senin Kayseri benim, Anadolu bozkırları Kerem’in aşkına şahitlik eder. Her yerde soru Aslı’dır, ama cevap hep yabandır, uzaktır, hayaldir. Nehirlerle ovalar, dağlar ve taşlar, hayvanlar ve kuşlar, karlar ile boranlar… Kerem aşk ateşinde pişe pişe kemale erer, keramet sahibi olur. Kader bazı şehirlerde imkân verir bir saatliğine, birkaç dakikalığına, bir görümlüğüne onu Aslı Han’a kavuşturur, halleşir, dertleşirler. Böyle böyle hikâye uzar ve son durak Halep’tir. Aslı’sının peşinden Halep’e varan Kerem, kendini Halep paşasına sevdirir, yardımına talip olur. Paşa, tehdit ile de olsa keşişi razı eder ve sevdalıların nikâhları kıyılır. Ne çare keşiş gerdek için kızına kırk düğmesi olan sihirli bir gömlek giydirmiştir. Son düğmesine kadar açılan, ama açıldıkça tekrar kapanıp düğmelenen bir gömlek. Keşiş bu gömleği kendisi dikmiş ve üzerine büyüler okumuştu. Büyüye göre Kerem her düğmeyi çözdükçe içinde aşkı artacak, her düğme kapandıkça içini ateşler basacaktı.

Uzatmayalım, gerdek oldu. Kerem, Aslı’nın yanına gelip fistanın düğmelerini elleri ile çözmeye başladı. Çözdü, çözdü, çözdü… Sıra son iki düğmeye gelince hepsi tekrar kapandı. Kerem tekrar denedi ama son iki düğmede hep kapanıyordu. Tekrar, tekrar… Şafak sökmek üzere iken Kerem’in içindeki aşk arttıkça arttı, ateş içini tamamen kapladı. Son deneyişinde derin bir nefes alıp kocaman bir “ah” çekti. O sırada ağzından çıkan ateş, bedenini tutuşturmuş cayır cayır yakıyordu. Aslı şaşkın, çaresiz, çıldırmak üzereydi. Kerem yandıkça külleri yere dökülüyordu. Aslı ağlıyor, çığlıklar atıyor, gerdek odasına annesini çağırıyordu. Nafile, olan olmuş, Kerem küle dönmüştü. Düğün evi oldu yas evi. Halep Paşası Aslı Han’ı sorguya çekince keşişin büyüsü ortaya çıktı. O cezasını buldu ama Aslı çaresiz, sevgilisinin külleri başında matem orucuna başladı. Kırkıncı gün geldiğinde külleri toplayıp gömmek istedi. Saçlarıyla süpürmeye başladı. Ne çare Kerem’in külleri içinde hâlâ sönmeyen bir aşk kıvılcımı var imiş, Aslı’nın saçlarını tutuşturdu ve Aslı da yandı. Sonunda iki âşıkın külleri birbirine karıştı. Aslı ve Kerem dünyada kavuşamadılar ama ruhları cennette kavuştu.

Kerem ile Aslı’nın asil sevgileri Halep coğrafyasında rüzgâra ve toprağa karıştı. Sonraki zamanlarda bütün Anadolu yurtlarında bu hikâye toylarda, düğünlerde, kış gecelerinde, helva akşamlarında durmadan anlatıldı. Ama bir farkla; hiçbir hikâye anlatıcısı başından sonuna kadar asla anlatmadı, sevdalıların trajik sonlarını hiç dillendirmedi. Sonraki zamanlarda ise bu hikâyenin düğünlerde eğlence diye anlatılması uğursuz sayıldı. Kerem ile Aslı bize Halep’in hediyesiydi ve yüzyıllarca Halep adını aşk ile andırmıştı.

Ah Halep!.. Bereketi ve bolluğu harman eyleyen Halep!.. Sana kurşunlar değil telli duvaklı tenezzühler yakışırdı.

i.pala@zaman.com.tr scratch affraid
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör

Halep biraz da Kerem ile Aslı demektir İskender Pala

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var: Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Ay ve Güneş :: DİVAN-I EDEBİYAT :: EDEBİYAT -

/

Yeni bir forum kurmak | © phpBB | Bedava yardımlaşma forumu | Suistimalı göstermek | Bir blog yaratın