Ay ve Güneş

/

 
AnasayfaAnasayfa  GaleriGaleri  SSSSSS  AramaArama  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  Video BölümüVideo Bölümü  
SIK KULLANILAN BÖLÜMLER
Tıkla Dinle Kutucukları & Maneviyat& Aşk ve Sevgi & Lakırdı Ovası & SEYR-i ALEM & DİVAN-I EDEBİYAT
GİTMEK İSTEDİĞİNİZ BÖLÜMÜN İSMİ ÜZERİNE TIKLAYIN
EN SON GÖNDERİLEN 10 MESAJ
Konu Yazan GöndermeTarihi
C.tesi 17 Haz. 2017, 13:04
Perş. 25 Mayıs 2017, 09:45
Cuma 12 Mayıs 2017, 09:58
Cuma 12 Mayıs 2017, 09:56
Perş. 04 Mayıs 2017, 09:33
Salı 25 Nis. 2017, 09:47
Çarş. 19 Nis. 2017, 09:57
Perş. 30 Mart 2017, 09:46
Perş. 23 Mart 2017, 09:03
Ptsi 20 Mart 2017, 09:18

Pandora’nın kutusundan saçılanlar 3 Aralık 2012 / İDRİS GÜRSOY

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek
Yazar Mesaj
emiroğlu




Yaş : Kayıt tarihi : 09/09/08 Mesaj Sayısı : 589 Nerden : İş/Hobiler : Lakap : amcasını arıyor

MesajKonu: Pandora’nın kutusundan saçılanlar 3 Aralık 2012 / İDRİS GÜRSOY Salı 04 Ara. 2012, 16:30

Meclis Darbeleri Araştırma Komisyonu hazırladığı raporu Meclis Başkanı’na sundu. Raporda, tanıkların darbeciler hakkında verdiği önemli ayrıntılar var. Komisyon ayrıca demokratikleşme adına bazı öneriler sıraladı.
‘Bence 28 Şubat’ın hiçbir önemi yoktur, 5 Mayıs’tır esas önemli tarih; bütün her şeyin ilk defa yazıya döküldüğü tarihtir 5 Mayıs. Yani esas belgelenmenin olduğu tarih, suçüstü…” Bu sözler 28 Şubat’ın ünlü polis istihbaratçısı Kadir Sarmusak’ın Meclis Darbe Komisyonu’na verdiği ifadeden. Darbe Komisyonu sadece Sarmusak’ı değil, 28 Şubat, 27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül ve 27 Nisan’ı mercek altına alarak 137 kişiyi dinledi. Ardından 1368 sayfalık rapor hazırlayarak Meclis Başkanlığı’na takdim etti.
Genel değerlendirme ve sonuç bölümünde, yeni sivil bir anayasa yapılması, gerçekleri araştırma komisyonu kurularak siyasi cinayetlerin araştırılması, MGK ve Genelkurmay Başkanlığı gibi kurumların hukuki yapısının değiştirilmesi gibi radikal önerilerde bulunuldu. 27 Mayıs 1960 Darbesi ve 12 Mart 1971 Muhtırası Alt Komisyonu, 12 Eylül 1980 Darbesi Alt Komisyonu ve 28 Şubat 1997 Postmodern Darbesi ile 27 Nisan 2007 E-Bildirisi Alt Komisyonu olmak üzere üç alt komisyonla yürütülen çalışmada dönemin siyasetçi, asker, hukukçu, gazeteci ve iş adamı tanıkları dinlendi. Süleyman Demirel’den Tansu Çiller’e, İsmail Hakkı Karadayı’dan Hilmi Özkök’e, Bedii Faik’ten Fatih Çekirge’ye, Aydın Doğan’dan Dinç Bilgin’e pek çok isim komisyon üyelerinin sorularını cevapladı. Kenan Evren, Deniz Baykal, Hüsamettin Cindoruk ve Mesut Yılmaz gibi bazı isimler komisyon davetine olumsuz cevap verirken, Başbakan Tayyip Erdoğan soruları yazılı cevapladı. Dört partinin üyelerinden oluşan komisyonun çalışması 8 ay sürdü. Çeşitli kurumlardan gelen bilgi, belge ve yazışmalar tasnif edildi. Rapora yansımayan ancak tutanaklara giren itiraflarla darbelerin kutusu açıldı. Darbe süreçleri ile ilgili pek çok ayrıntı ilk defa ortaya çıkarıldı. Rapora yansımayan tutanaklardan bazı çarpıcı ayrıntılar şöyle:
KASET ALIP VEREN GAZETECİLER: 28 Şubat sürecinde Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’nda görevli olan Kadir Sarmusak illegal Batı Çalışma Grubu’nu (BÇG) deşifre etmişti. Refah-Yol Hükümeti’ni yıkmak için yapılan çalışmalarla ilgili komisyona önemli açıklamalarda bulunuyor: Milletvekillerinin yapısı, hangilerinin baskıya boyun eğeceği, bu baskının ne şekilde yapılacağı, kimin şantaja uğrayacağı, kimin hangi zaafının olduğu, kimin kiminle bağlantısının olduğu ile ilgili çalışmalar yapıldı. Bu bağlantılar bağlamında Mesut Yılmaz’ın bir bant kaydı gelmişti. Yılmaz, diyor ki: ‘Lan, çalmayı da ben mi sana öğreteceğim.’ Ben dinliyorum. Orada, kasetleri dinlemek, tasnif etmek, Mehmet Aygüner Binbaşı’ya vermek benim görevim. Üç video, bir televizyonum var. Ama kasetlerin nereden geldiğini bilmiyorum. Uğur Dündar’ın yanında çalışıyor o zaman, Tuncay Özkan kapıya geliyor, bir onu gördüm, ATV’den bir yazar geliyor, diğerleri, o girişte, sol tarafta bir basın bürosu oluşturuldu, oraya iniyorum, oradan teslim alınıyorlar, oradan ben alıp yukarı çıkartıyorum, belge ve bilgileri.

MECLİS’TEKİ BÇG CASUSU: Şimdi bunu nereden alıyordu? Levent Gülmen Yüzbaşı içeriye girdiğimde eşiyle görüşüyordu. Komisyonda bir karar çıkacaktı Meclis’te -eşi özel kalemdi- “Meclis’ten o kararın kaydını diskete at, bana getir.” dedi eşine.

BİJİ VE HACI DİYE FİŞLENEN GEMİNİN AKIBETİ: Deniz Kuvvetleri istihbaratından elde ettiğim bilgiler var. Taa 1974 Kocatepe Muhribi’ne kadar. Güven Erkaya başladı karşıma çıkmaya. Erkaya, 3 generalin hatalı olduğuna dair beyanatta bulunuyor. (Generaller) Diyorlar ki, ‘O zaman Deniz Kurmay Albay olan Güven Erkaya bu işte kusurludur, o bölgeye girmemesi gerekirdi.’ Fakat ilginç bir şey var, Erkaya ilk atandığında hiç gemi tecrübesi yok, Ecevit’in tavsiyesi ve desteğiyle atanıyor.

Bizim ‘Muavenet’ diye bir gemimiz var, bu gemi eskiden ‘Biji’ diye fişlenmiş. Yani Kürtçülerin sürgün edildiği gemi, Kürtçülüğü savunan, hakkında o tip istihbarat alınan kişilerin sürgün edildiği gemi. Daha sonra buraya irticacı yani ‘şeriatçıları’ sürmüşler, geminin lakabı ‘Hacı’ olmuş. Tarih 1992, tatbikat yapılıyor, Muavenet vuruluyor. Ölenlerin hepsi İslami kesimden yani namaz kılan kişiler. Muavenet vurulduğunda, Güven Erkaya Donanma Komutanı.

‘TANRI ULUDUR’DA TÜYLERİM DİKEN DİKEN OLURDU: Komisyon eski genelkurmay başkanlarından İsmail Hakkı Karadayı ile Hilmi Özkök’ü de dinledi. Karadayı’nın Türkçe ezanın Arapçaya çevrilmesi konusundaki duyguları ile Özkök’ün 27 Mayıs sabahı bir teğmen olarak hissettikleri iki komutan arasındaki görüş farkını ele veriyor.

İsmail Hakkı Karadayı: “Saidi Nursi diye ismini söylemeyeyim… Elmadağ’ında Menderes, Kayseri’den Eskişehir’e gelen bir din adamını karşıladı, yeşil bayrağını, elini öptü. Bu kamuoyunda büyük olumsuz etki yaptı. İktidarı aldıktan sonra Türkçe ezanı Arapçaya çevirdiler. Bana sorarsanız, ‘hangisi okunsun’ diye, ben Türkçe ezan derim. Çünkü cuma namazına gittiğim zaman babamla bir tapu müdürü vardı, ‘Tanrı uludur, Tanrı uludur’ dediği zaman tüylerim diken diken olurdu, büyük heyecan duyardım. Şimdi bunu benim anlamadığım şeye soktular, Arapçaya soktular. Şimdi, bu, halk üzerinde büyük etki yaptı. Şimdi, tarikatlar yeniden devreye girdi, din istismarı aşırı şekilde yapılmaya başladı. Halkın bu partiden soğuduğunu artık her yerde söylüyorlardı, gittiğimiz zaman askere ‘Bunlara hâlâ müsaade mi ediyorsunuz?’ falan diye, yani halkın desteği de vardı. Demek ki halkın desteğini alacak bir ortam yaratmamak lazım.

Hilmi Özkök: “Bir daha hiç darbelerin olmadığı bir ülke özlüyorum. Bir asker olarak bunu bütün samimiyetimle söylüyorum ve arkadaşlarımın büyük çoğunluğu, Silahlı Kuvvetler de böyle düşünüyor. Türkiye tabii demokraside yol alıyor. Darbeler, sağlıksız bir demokrasinin semptomlarıdır.”

Özkök, 27 Mayıs’ta bir teğmen olarak neler hissettiğini o gün kaleme aldığı bir sayfalık metni okuyarak şöyle anlatıyor: “Yeni güne on sekiz dakika önce girdik. Bugün tarihî bir gün olacak, bu muhakkak. Saat ikiyi bekliyoruz. Silahlarımız temiz ve mermilerimiz kütüklüklerde ama Allah onları kullanmak nasip etmesin. Kuvvetliyim çünkü haklıyım. İnandığım dava, bir memleket davası uğruna her şeye hazırım. Ölüm böyle anlarda bir hiç geliyor insana. Ölüm ne ki? Ebedî bir hayatın doğumu... Arzu ve emelim, duamız bu harekâtın tek silah patlamadan sona ermesidir çünkü silahımızdan çıkan her mermi bir vatan evladına doğru yol alacak. Bu acı ama bugün bunun zaruretine inanmışım ben. Bir Hükûmet darbesi oluyor, günlerdir beklemekten sinirlerimiz gerilmiş, beklenen şey açıkça dün saat dokuzda yani üç buçuk saat önce söylendi. Artık yazmıyorum. Allah beni sükûn dolu günlere kavuştursun, her şeyi, her şeyi o zaman belki yazacağım.”

DUYDUKLARIMDAN ÜRKTÜM: Darbe Komisyonu, 28 Şubat süreci mağduru subayları da dinledi. Emekli Kurmay Binbaşı Kemal Şahin, süreçte neler yaşadığını anlatırken, BÇG’nin fişlemelerine dikkat çekiyor: “Jandarma Kurmay Binbaşı iken 98 Yüksek Askerî Şûra kararıyla emekli edildim. Görev yaptığım en son yer Jandarma Genel Komutanlığı Cari Harekât Şube Müdürlüğü idi. BÇG toplantısına katıldım. Kurmay Albay Halil Helvacıoğlu -şimdi tümgeneral hapiste ceza aldı- adına. Toplantının gündemi çok ağırdı. Başkanı Çetin Doğan, Korgeneraldi, Harekât Başkanıydı. Türkiye’nin irtica resmi çektirilmiş idi. Bütün mahallî taşralardan toplanmıştı. Orada her kuvvetten birer temsilci vardı, hepsi generaldi. Herkes kendi kuvvetinde haftada bir toplanıyordu. Türkiye’yle ilgili olayları, irticayla ilgili bilgileri arz ediyorlardı, ondan sonra da gündeme geçiliyordu. Bu arzlar yapıldıktan sonra da Millî Güvenlik Kurulu’ndaki arkadaş takdime başladı. İşte, Trabzon’un Sürmene ilçesinde şöyle şöyle yapılanmalar var, cemaat okulları var, Kur’an kursları var, şu kadar öğrencileri var vesaire. Duyduklarımdan ürktüm. Genelkurmay Başkanlığı’nda BÇG denen gruplar kurulabilir, bunun yasal olmadığını düşünmüyorum, yaptıkları görevler yasal değil, verilen görevler yasal değil. Burada halkımızın inançları, kurumları, Kur’an kursları, camileri, mektepleri, kamu kurumlarında görevli personelin başörtüsü, namaz kılanı kılmayanı, içki içeni içmeyeni, Atatürkçüsü olmayanı, mezhep ayrımları filan hep analiz edilmiş. Orada, ‘Biz şunları kapattıracağız’ diyerek konuyla ilgili dönemin Millî Eğitim Bakanlığı Müsteşarı aracılığıyla yapılan görüşmelerle ilgili de bilgiler verildi. Yani ben özetle, o gün masanın altına kendimin bir ara böyle kaykılarak girdiğimi hissettim, gördüm ve doğrulduğumu hatırlıyorum, dehşet bir toplantıdır.”

HUKUK TARİHİNE GEÇSİN. EŞİ BAŞÖRTÜLÜ GÖRÜLMÜŞTÜR: Şahin, eşi başörtülü olduğu için ordudan atıldığını şöyle anlatıyor: “Ben de onlardan birisiyim, o mağdurlardan. Halil Helvacıoğlu, o dönemde, o BÇG toplantısına beni bilmeden oraya gönderdi ama gönderdikten sonra da birisi ispiyon etti benim eşimin başörtülü olduğunu, yanlış adamı seçtiğini. Ondan birkaç hafta içerisinde benim çocuklarım rahatsızlık geçirmişlerdi, 6 aydan beri beyefendinin geçmiş olsun diye aklına bir şey gelmemişti evime ziyarete gelmek için. Birden ‘Binbaşım size geçmiş olsuna geleceğiz’ dedi. ‘Buyurun komutanım’ dedim. Bir gün ‘Yarın geleceğiz’ dedi, evimize geldi. Hoş sefa etti, eşim başörtülü. Oturttuk. Beş-on dakika içerisinde ‘Biz kalkalım’ dediler, ikisi eşiyle beraber gelmişlerdi. Ben gayr-i ihtiyari ‘Komutanım, hanım bir şeyler hazırlamış. Lütfen, niye kalkıyorsunuz?’ dedim. ‘Peki oturalım, bir çay içelim bari.’ Hanım çayları getirdi, ikram getirdi. İkisi de dokunmadı. 5-10 dakika sonra ‘Eh biz kalkalım’ deyip gittiler. Benim sicil belgeme eklenen belge, bir A4 kâğıdı. Bu, hukuk tarihimize geçsin. Böyle bir belge var mıdır? ‘Filan tarihte, Jandarma Kurmay Binbaşı Kemal Şahin’in evine yaptığım ziyarette eşinin başörtülü olduğu görülmüştür. Kurmay Albay Halil Helvacıoğlu imza, belge…’ Ben bundan atıldım.”
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör

Pandora’nın kutusundan saçılanlar 3 Aralık 2012 / İDRİS GÜRSOY

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var: Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Ay ve Güneş :: DÜNYA VE ÜLKEMİZDE YAŞAM :: Sosyal Hayat & Medya :: KARA KUTU -

/

Bedava forum kurmak | © phpBB | Bedava yardımlaşma forumu | Suistimalı göstermek | Ücretsiz blog