Ay ve Güneş

/

 
AnasayfaAnasayfa  GaleriGaleri  SSSSSS  AramaArama  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  Video BölümüVideo Bölümü  
SIK KULLANILAN BÖLÜMLER
Tıkla Dinle Kutucukları & Maneviyat& Aşk ve Sevgi & Lakırdı Ovası & SEYR-i ALEM & DİVAN-I EDEBİYAT
GİTMEK İSTEDİĞİNİZ BÖLÜMÜN İSMİ ÜZERİNE TIKLAYIN
EN SON GÖNDERİLEN 10 MESAJ
Konu Yazan GöndermeTarihi
C.tesi 17 Haz. 2017, 13:04
Perş. 25 Mayıs 2017, 09:45
Cuma 12 Mayıs 2017, 09:58
Cuma 12 Mayıs 2017, 09:56
Perş. 04 Mayıs 2017, 09:33
Salı 25 Nis. 2017, 09:47
Çarş. 19 Nis. 2017, 09:57
Perş. 30 Mart 2017, 09:46
Perş. 23 Mart 2017, 09:03
Ptsi 20 Mart 2017, 09:18

Özal vesayetin taşlarını oynattı

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek
Yazar Mesaj
emiroğlu




Yaş : Kayıt tarihi : 09/09/08 Mesaj Sayısı : 589 Nerden : İş/Hobiler : Lakap : amcasını arıyor

MesajKonu: Özal vesayetin taşlarını oynattı Çarş. 17 Nis. 2013, 11:46


15 Nisan 2013 / İDRİS GÜRSOY
Turgut Özal’ın bir suikaste kurban gittiği iddiası, 20 yıl sonra hukuki bir hüviyet kazandı. Eski ANAP milletvekillerinden Doç. Fırat’a göre, vesayetin taşlarını oynatan Özal’ı derin devlet öldürdü.
13 Nisan 1993, akşam vakti. 8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal, Türkmenistan gezisinde gazetecilerle birlikteyken aniden fenalaşıyor. Cumhurbaşkanı Sözcüsü Kaya Toperi, koluna girip Özal’ı âdeta sürükleyerek odadan çıkarırken gazetecilere de “Toplantı bitti arkadaşlar.” diyor. Sonraki durak olan Azerbaycan’daki iki günlük program, bir güne indiriliyor. Ankara’ya dönüşte Özal’daki yorgunluğu herkes fark ediyor. Cumhurbaşkanı, dinlenmek için 16 Nisan akşamındaki programını iptal ediyor. Ancak Toperi, Bulgar bir ressamın resepsiyonuna katılması için ısrar ediyor. Resepsiyonda limonata ikram ediliyor.

Özal Köşk’e dönüp geç saatlere kadar yine çalışıyor. 17 Nisan sabahı uyandıktan sonra aniden rahatsızlanıyor. Yanında sadece eşi Semra Özal var. Mutfağa yürürken arkasından gelen eşinin yere yığılıp kaldığını anlatıyor. Ağzından beyaz köpükler geliyor. Kriz anında Köşk’te tek bir doktor bulunmuyor. Herkese izin verilmiş! Muhafız Alayı’nın doktor ve tam teşekküllü ambulansından yararlanılmıyor. İlk müdahaleyi garsonlar ve orada bulanan deniz yaveri Remzi Karaca yapıyor.

Yaver, Devlet Denetleme Kurulu’na (DDK) verdiği ifadesinde nabız atışını alamadığını söylüyor, sonra “Hatırlamıyorum” diyor. Saat 10.52’de Cumhurbaşkanı hiçbir müdahaleye cevap vermeyince içinde tıbbi cihaz bulunmayan ve üçüncü vitesi geçmeyen 1967 model bir hasta nakil aracına apar topar taşınıyor. Araç GATA’ya doğru yola çıkıyor. Bu sırada GATA hiçbir şeyden habersiz. Sabah nöbetçi subaya Özal’ın rutin check-up için geleceği haber verilmiş, hazırlıklar yapılıyor. Ancak araç yolda yönünü aniden Hacettepe’ye çeviriyor. Çocuk acil girişten yine apar topar hastaneye sokuluyor. İlk müdahaleyi Dr. Kadri Altındağ elle yapıyor. Bacak damarlarına katater takılarak duran kalbin fonksiyonları yeniden harekete geçirilmeye çalışılıyor. Altındağ, DDK’ya Özal’ın hastaneye geldiğinde ölmüş olduğunu belirtiyor. Saat 11.35’i gösterirken acil servise giriş çıkışlar yasaklanıyor. Kriz basına duyuruluyor. Hacettepe Üniversitesi Rektörü Prof. Yüksel Bozer, GATA Komutanı Prof. Ömer Şarlak ve kardiyoloji ünitesinin doktorları bir araya geliyor. Özal’a akla gelebilecek her türlü müdahale yapılıyor. O kadar ki DDK uzmanları bu aşırı müdahaleleri ‘Özal canlı gelse ölürdü’ diye yorumluyor. 13.00’te ilk açıklama Kaya Toperi’den geliyor: “Durumu kritik.”

14.04’te AA, Özal’ın ölüm haberini geçiyor. Başbakan Süleyman Demirel gezisini yarıda kesip kendi deyimiyle ‘cenazeyi kaldırmaya’ Ankara’ya geliyor. 14.30’da Kaya Toperi ve Yüksel Bozer, bir basın toplantısıyla ölüm raporunu okuyorlar. “Ölüm sebebi ani kalp krizi.” deniyor. Görevi başında ve aniden ölen bir cumhurbaşkanının neden öldüğünü tespit için otopsi yapılmıyor! Şüpheler dile getiriliyor.

19 yıl sonra Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, DDK’yı iddiaları araştırmak için görevlendiriyor. DDK’nın ‘ölümü şüpheli’ raporundan sonra mezar açılıyor. Adli Tıp Kurumu’nun otopsi sonucunda “Ölüm sebebi kalp krizi değildir.” deniyor. Ayrıca yüzde 80’i bozulmamış naaşta dört çeşit zehir bulunuyor. Suikast silahı olarak bilinen polonyum-210’un ölümden 19 yıl sonra, kemikte 1,6 bq/gr miktarında bulunması dışarıdan verilen zehirle öldürüldüğü şüphesini artırıyor. Yüksek miktardaki polonyum, kişiyi saatler içinde ölüme götürüyor. Ancak Adli Tıp Kurumu uzmanları, tartışılan bir kanaatle, “Zehirlenme ile öldü diyemeyiz.” diyorlar.

Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın ölümüyle ilgili iddialar, tam 20 yıl sonra hukuki bir hüviyet kazandı. Ankara Cumhuriyet Savcılığı’nın başlattığı soruşturmada iddianame hazırlandı. Geçen günlerde Ergenekon sanığı da olan Hurşit Tolon ve Levent Ersöz, şüpheli sıfatıyla ifade verdiler. Özal’ın Çankaya Köşkü’nde cinayete kurban gittiği belirtilen iddianamede ihmaller sıralanıyor ve Cumhurbaşkanı’nın organize şekilde öldürüldüğü ileri sürülüyor. Savcılığı Ergenekon sanıklarına götüren delilerden biri, Malatya Zirve Yayınevi katliamında tanık olarak ifade veren bir kişinin itirafları. Zirve Yayınevi katliamı davasının gizli tanığı İlker Çınar, Özal’ın mezarı açılmadan aylar önce savcıya Adli Tıp’ın bulduğu zehirleri sıralamıştı. Çınar, kayıtlara geçen ifadesinde Özal’ın Ergenekon’un TUSHAD kolu tarafından zehirlendiğini ileri sürüyordu. Peki, Turgut Özal, başbakanlığından itibaren neden Ergenekon’un hedefindeydi? 1993’teki ani ölümü ile PKK’yı bitirme planı arasında bir ilişki var mıydı?

“Özel bir toplantıda bazı arkadaşlar dediler ki ‘Niye cumhurbaşkanı oluyorsunuz?’ Özal da ‘Siz bilmiyorsunuz, siz bilmiyorsunuz, sistemin değişmesinde en önemli rol cumhurbaşkanına düşer’ dedi ve iki-üç defa bu ifadeyi tekrar etti.” Bu sözler, eski ANAP Milletvekili Alaattin Fırat’a ait. Fırat’a göre, Özal’ı derin devlet unsurları öldürdü. Suikast ve zehirlenme aynı merkezin işiydi. Hedef alınmasının sebebi ise oyun kurucu olmasıydı. Baştan beri vesayeti görmüş ve sahneye bir oyun planıyla çıkmıştı. Öldürülerek bu planı bozuldu. Fırat, “Eğer yaşasaydı ülke PKK belasından 2000’e varmadan kurtulacaktı.” diyor. Bugün siyaset bilimci olarak bir üniversitede ders veren eski Muş Milletvekili Doç. Dr. Fırat, Özal’ın statüko ile mücadelesindeki ayrıntıları anlattı.

-Suikast girişimi Cumhurbaşkanlığı seçimleri ile ilgili olabilir mi? Özal’ın Çankaya’ya çıkmasına kimler karşıydı?

Siyasi manada en çok karşı çıkan Süleyman Demirel’di, Erdal İnönü’ydü. İnönü ile Ankara’ya geliyordum, Korkut Bey de vardı, bir köşeye çekildik, ‘Siz ne yapıyorsunuz?’ dedi. Dedik ki ‘İlk defa sivil bir yol açılıyor, yarın siz de gelebilirsiniz. Askerî vesayetin kalkması doğru olmaz mı?’ Suikast öncesi ve sonrasında Özal’ın adaylığına karşı bir direnme vardı. Direnci görür, aday olmaz sanıyorlardı; Özal hepsini şaşırttı, tak diye geldi. Sabih Kanadoğlu’na düşünme fırsatı vermeden seçildi. Özal cumhurbaşkanı olmasaydı belki Çankaya’da hâlâ asker kökenli biri olacak, vesayet devam edecekti.

-Özal neden Çankaya’yı istiyordu?

Bazı arkadaşlar özel bir toplantıda dediler ki ‘Siz niye cumhurbaşkanı oluyorsunuz?’ ‘Siz bilmiyorsunuz, çok önemlidir, sistemin değişmesinde en önemli rol cumhurbaşkanına düşer’ dedi. İki-üç kez bunu tekrar etti.

-1993’te PKK tek taraflı silah bırakmıştı. Özal terörü sona erdirmek için devredeydi. Kimleri rahatsız etti?

Özal hayatta olsa 2000’e varmadan PKK belasından kurtulurduk. PKK meselesini çözmek için hazırlattığı raporlar var. 93, tam barışın olduğu zirve noktasıdır. O noktada eğer onu sağlarsanız her şey düzelir, sağlamazsanız geriye sarma hareketi başlar, çok sıkıntılı bir süreç yaşanır, çok kan dökülür. 93’te olan budur.

-93’te peş peşe eylemler var.

Mühendislik harikası olarak düşünebilirsiniz. Özal bir oyun kurdu, Özal’ın oyununu bozdular. Özal bir oyun kurucuydu. O şartlarda iğneyle kuyu kazar gibi aldığı her kararın arkasından bir ferahlık vardı. Sistemi değiştirme gayretiydi bunlar. Oyun kuruyordu. Vatandaşı rahatsız eden, ülkenin ayak bağı neydi? PKK. PKK’yı bitirmek için kanaat önderleriyle, aşiret reisleriyle görüşüyordu. Yöredeki eski ve mevcut siyasilerle görüşüyordu. Onların fikirlerini alıyor, sempatisini topluyordu.

-20 yıl sonra yeniden terör bitirilmeye çalışılıyor? Özal’ın girişimiyle benzerlik var mı?

Rahmetli dört koldan AK Parti’nin yapmaya çalıştığı şeyi yapmaya çalıştı. Gazetecileri gönderdi, ‘Ne istiyorsunuz?’ diye sordu. Gazetecilerle mesaj gönderdi, arabuluculuk göreviydi bu. ‘Silahı bırakın’ dedi. Barzani ile ilişkileri geliştirdi. Doğu milletvekillerine ‘Gidin, ilişki kurun’ derdi. Onlar üzerinde etkili olmak istiyordu. PKK çatışmasız bir ortama girdi. Öcalan tek taraflı silah bıraktı. Eşref Bitlis ve Barzani ile birlikte bir çatışmasızlık ve PKK’nın yurtdışına gitmesi çalışması yapıldı. Sonra müdahaleler başladı. Sırayla cinayetler işlendi. Süreçte etkili isimler bir bir ortadan kaldırıldı. Eşref Bitlis’in uçağı düşürüldü.

-Federasyon fikri var mıydı?

Onun olmazını göstermek istiyordu. Türkiye’yi 13 bölgeye ayırma fikri vardı. Üçer-dörder vilayeti bir araya getirip seçim bölgeleri oluşturmak istiyordu, onları birleştirecekti. Bu da kurucu iradeye ters düşen bir husustu. Kıyamet koptu, başı Demirel çekti. Onu yanlış tanıttılar.

-Suikast ile zehirlenme aynı odağın işi mi?

Özal’ın ortadan kaldırılmasında bütün gruplar birleşti. Suikast girişiminde de zehirlenmesinde de… Ölümünden sonra bütün taşlar yerinden oynadı.

-Özal, 1983’te iktidar oldu, 1988’de suikasta uğradı. Başbakanken kimleri rahatsız etti?

Özal geldi, ‘Her şey tartışılabilir’ dedi. Büyük bir tehlike bu! 141, 142 ve 163. maddeleri kaldırdı. Bürokrasiye el attı. ‘Elimde imkân olsa bütün memurları alıp yurtdışına gönderir getirir ve ondan sonra bir iş verirdim’ dedi. Karma ekonomi ve ithal ikamesi modeli vardı, serbest ekonomiye geçti. Her şey yerli yerine oturdu. Bir anda kuyruklar kalktı, fiyatlar eşit hâle gelince ürün ortaya çıktı. Bu sermayenin spekülatörlerini rahatsız etti. İthalatı serbest bıraktı, devlet de öbürü de kazansın, dedi. Bir gecede milyarlar kazanan kaçakçılar sektörü vardı. O dönemin medya patronları, hiç akla gelmeyecek iş adamları ve onlarla irtibatta olan bürokratlar işin içindeydi. Özal; sigara, altın, silah kaçakçılarının ana hedefi oldu. Silah alım ve satımlarında müsteşarlık kurdu. Menfaatler kayboldu. Faizsiz bankacılık sistemini getirdi, kıyamet koptu. ‘Şeriat sermayesini getiriyor’ dediler.

-İrtica kampanyalarının arkasında daha çok ekonomik çıkarları bozulanlar mı vardı?

Karma ekonomi nedir? Bir nevi, özel sektör devletten geçinir, devleti sövüşler. Özal karma ekonomiyi kaldırdı. Sümerbank, ürünlerinin hammaddesini iki misli fiyatla özel sektörden alırdı. Zararlarını Hazine karşılayacağı için on liraya satması gerekirken beş liraya satardı. Bu kaldırıldı. Bundan rahatsız olan sektörler, insanlar olmaz mı? Menfaatleri bozuluyor. Anadolu sermayesinin önü açılıyor, faizsiz bankacılık geliyor. Paramı istediğim bankaya koyuyorum. Ekonomik sebepler önde ama diğer yandan Özal çıktı cuma namazına gitti. Türkiye Cumhuriyeti başbakanı nasıl namaz kılar? Cumhurbaşkanı iken de gitti. Sağcısı, solcusu ve sosyal demokratıyla da görüşür, onlardan istifade etmeye çalışırdı, bu da tehlike addedildi.

-Kartal Demirağ yakalandı ama arkasındaki örgütün üzerine gidilmedi. Sizce kimdi bunlar?

Hiç gizli yanı yok, tereddüt de bulunmuyor. Türkiye’nin derin yapısı tarafından tertip edilmiş, menfaatleri bozulan grup veya grupların da maddi desteği alınmış bir suikast. O suikastın derin yapıyla ilgili olduğunu Özal gördü. Ergenekon’un o gün ismi neyse bilmiyorum; o grupların haberdar ve etkili oldukları, aynı zamanda onların dışında menfaati bozulan kaçakçıların arkasında olduğu bir iştir bu. Kartal Demirağ sadece tetikçiydi.

-Özal, neden örgütün üzerine gitmedi?

Özal’ın gücü yoktu. O günkü şartlar itibarıyla uygun görmedi. Bir babaydı. Çok cesur olabilirsiniz ama çocuklarınız tehdit altında olursa yapabileceğiniz bazı şeyleri durdurabilir. Siz bazen kedinizden korkmazsınız, milletinizi düşünmek zorunda kalabilirsiniz. Eğer siz bunları tamamen kontrol altına almışsanız, güvenliğinizi sağlamışsanız üzerine gidebilirsiniz. Mesela, iki Necdet operasyonu ile bir genelkurmay başkanının azlini hazırladığında Özal Ankara’da durdu mu? İstanbul’a neden gitti? Güvenlik açısından. Bir ülkenin başbakanıydı. O günkü şartlar öyleydi.

-Özal’ın statükoyla yıldızı neden barışmadı?

Her ülkenin bir kurucu iradesi vardır. Bir sınır çizip ona uyulmasını isterler. Siyasi iktidarlar o saha içinde hareket eder. O sahayı aştığı anda kırmızıçizgiye gelir ve müdahale başlar. Özal, ‘Demokratikleşmeyi, düşünce, din ve vicdan hürriyetini temel felsefe hâline getirip insanımızın önünü açmamız lazım’ diyordu. Vesayeti bütün siyasiler görmüştür, başından beri bilirler ama hiçbiri onunla mücadele yolunu seçmemiştir. Özal mücadeleyi seçti. Statüko, seçilmişlere ‘Siz ekonomimizi sevk ve idare edeceksiniz, memurun maaşını vereceksiniz, diğer konularda benden izin alacaksınız’ diyordu. Özal, çizgileri çok aştı.

-Çizgi aşılınca…

500 milletvekili karar alsa anayasa mahkemesi iptal eder. Vesayetin sürekliliğini sağlayabilmek amacıyla darbe yapılır. Bir de Türkiye’nin kendine özgü İttihat ve Terakki’den beri devam eden bir karakteri var. Devletin haber alma teşkilatları ve TSK bünyesinde ismi konmamış derin devlet unsurları var. Bu unsurlar, sorgusuz sualsiz çok muazzam birtakım operasyonlar yapabiliyor. Kırmızı Kitap’ta bu uzun yıllar vardı ve ‘Siz buna uyacaksınız’ dendi.

-Devlet bünyesindeki bu örgütün adı kontrgerilla mı?

NATO kendine bir iç koruma mekanizması kurdu, Batı da bu işe karşı çıkmadı. Onun temel mantığı şu: Bir tehlike ve tehdit vardı, bilhassa Macaristan ayaklanmasından sonra Ruslar tankla, ordularla girdi, bir direnme yoktu. Denildi ki NATO’ya bağlı teşkilatlar oluşturalım ki bir ülke işgale uğradığı takdirde bir alt direnme hareketleri olsun. Sulh dönemlerinde özenle seçilmiş, birbirlerini çok fazla tanımayan kişilerden onar kişilik gruplar oluşturuldu. Bunlar özel eğitimden geçirildi, bomba eğitimi aldı. Sonra daha da organize, legalize edildi. Soğuk Savaş bitince “NATO’nun bu derin unsurlarını ortadan kaldıralım, yasal bir yapı içinde kontrol altına girmiş olsun” dediler. Uygulama devam ediyor. Bazı ülkelerde geçiş sağlandı. Bizde sancılı geçeceğe benziyor.

-Adnan Menderes de bu yapıları biliyor muydu?

Menderes, bunu hissetti, işin boyutunu ve vahametini çok göremedi. Bir şey yapamadı. Menderes’e güven Celal Bayar’la sağlandı. Bayar’ın cumhurbaşkanı olmasıyla Menderes’in oyun alanını biraz genişlettiler. Fakat sonra Menderes zannetti ki bütün bunlar halka dayanıyor, kendi yetkisindedir. Meclis’te ‘Siz isterseniz hilafeti getirebiliriz’ dedi. Bu, idam fermanı oldu. Ezanı aslına çevirmesi sembolikti. Menderes halka çok güveniyordu, iç ihanete de uğradı. Çok uyarılmadı. Devlet içindeki yasa dışı yapıları bir de Bülent Ecevit gördü, bir şey yapamadı.

-Nasıl gördü?

Kontrgerilla diye tabir etti bu işi. Çiğli’deki suikast girişimi tamamen buna dönüktür. İlk defa Türkiye’de yüksek sesle devlet ricali içinde ‘Kontrgerilla var’ diyen Ecevit’tir. O yüzden suikast girişimi oldu.

TOLON VE ERSÖZ SORGULANDI

31 Mart 2013’te Ergenekon Davası’nın tutuklu sanıklarından emekli Org. Hurşit Tolon ve Levent Ersöz, Turgut Özal’ın ölümüyle ilgili sorgulandı. Özal’ın şüpheli ölümüne ilişkin Ersöz hakkında açılan ‘cumhurbaşkanına suikast’ davasının iddianamesinde, ölümden sonra yaşanan ve ‘ihmal’ denen olayların cinayet için organize edilmiş eylemler olduğu vurgulandı. Savcı Kemal Çetin’in hazırladığı iddianamede, Ersöz’ün Ergenekon Davası’nda, “Silahlı terör örgütünü yönetme, darbeye teşebbüs, TBMM’yi ortadan kaldırmaya teşebbüs” suçlarından yargılandığı hatırlatılarak “Ersöz’ün, içerisinde faaliyet gösterdiği yasa dışı silahlı terör örgütünün faaliyetleri kapsamında 17 Nisan 1993 tarihinde Türkiye 8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ı zehirlemek suretiyle öldürülmesine iştirak ettiği” belirtildi. Ergenekon gizli tanığı Selçuk’un 18 Ekim 2012 tarihli Ergenekon Davası duruşmasında verdiği ifadesine de yer verilen iddianamede, Levent Ersöz’ün 6-7 kişinin bulunduğu ortamda “Biz çok güçlüyüz. Gerektiğinde bir cumhurbaşkanını bile karısına zehirletebiliriz.” sözleri dikkat çekmişti. lol!
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör

Özal vesayetin taşlarını oynattı

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var: Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Ay ve Güneş :: DÜNYA VE ÜLKEMİZDE YAŞAM :: GAZETE YAZILARI ve YAZARLARI :: Aksiyon Dergisi Yazıları -

/

forum kurmak | © phpBB | Bedava yardımlaşma forumu | Suistimalı göstermek | Ücretsiz bir blog yaratın