Ay ve Güneş

/

 
AnasayfaAnasayfa  GaleriGaleri  SSSSSS  AramaArama  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  Video BölümüVideo Bölümü  
SIK KULLANILAN BÖLÜMLER
Tıkla Dinle Kutucukları & Maneviyat& Aşk ve Sevgi & Lakırdı Ovası & SEYR-i ALEM & DİVAN-I EDEBİYAT
GİTMEK İSTEDİĞİNİZ BÖLÜMÜN İSMİ ÜZERİNE TIKLAYIN
EN SON GÖNDERİLEN 10 MESAJ
Konu Yazan GöndermeTarihi
C.tesi 17 Haz. 2017, 13:04
Perş. 25 Mayıs 2017, 09:45
Cuma 12 Mayıs 2017, 09:58
Cuma 12 Mayıs 2017, 09:56
Perş. 04 Mayıs 2017, 09:33
Salı 25 Nis. 2017, 09:47
Çarş. 19 Nis. 2017, 09:57
Perş. 30 Mart 2017, 09:46
Perş. 23 Mart 2017, 09:03
Ptsi 20 Mart 2017, 09:18

Piyanist ağzını niçin bozdu? Beşir Ayvazoğlu

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek
Yazar Mesaj
emiroğlu




Yaş : Kayıt tarihi : 09/09/08 Mesaj Sayısı : 589 Nerden : İş/Hobiler : Lakap : amcasını arıyor

MesajKonu: Piyanist ağzını niçin bozdu? Beşir Ayvazoğlu Perş. 25 Nis. 2013, 12:02

Aziz okuyucularım, bugünkü yazıma izninizle üç önemli yazardan birer paragraf iktibas ederek başlamak istiyorum. Birinci paragraf Halit Ziya Uşaklıgil, ikincisi Burhan Asaf Belge, üçüncüsü Ismayıl Hakkı Baltacıoğlu imzasını taşımaktadır. Buyurunuz:

“Bu musiki hepimizin, daima ağlayan, sızlayan edasıyla bütün dertlerimize, gamlarımıza tercüman oldu; iliklerimizin içine kadar onun ihtizazları işleyerek bizi kara bir hava içinde uyuşturdu, bahtımıza küstürdü, canımızdan bezdirdi; damarlarımızda ne kadar kaynamaya müstaid zerre varsa onu dondurdu, pıhtılaştırdı, afyon müptelâları gibi onun hastası, esiri olduk; belki kendine mahsus bir güzellikle güzel, belki pek acı olduğu için tatlı (...) Bütün bu bir hakikattir, fakat bunun üstünde daha yüksek bir hakikat var. Her şeye rağmen bu musiki dünya musikisinden, asıl musikiden büsbütün ayrı bir şeydir ve olduğu yerde kalmaya, divan edebiyatı gibi, bir silinmiş hatıra kabilinden, bir raf üzerinde kendi kendine bırakılmaya tabiatiyle mahkûm olmuştur.” (Cumhuriyet, 19 İkincikânun 1935)

“İnkılâpçı, yeni ile eski, faydalı ile zararlı, ileri ile geri arasında ‘serbest rekabet’ kaidesini kabul edemez. İkisinin de yan yana yaşamasını ve kendi işlerini kendi aralarında halletmelerini tecviz edemez. O, mutlaka işe karışacak ve bu işe karışması yeni’nin, faydalı’nın, ileri’nin lehine ve ötekilerin aleyhine olacaktır. Bunun içindir ki, alaturkanın Türk radyolarından koğulmasını alkışladık. Alaturkayı içimizde sevenler bulunabilir. Ve kimse bize ‘onu sevme’ diyemez. Fakat bizler giden adamlarız. Aramızda istibdat devrinin göreneklerinden bile kurtulamamışlar vardır. İnsan bir madde değil ki, onu bütün kusurlarından ve bütün kirlerinden yıkayabilelim. Yalnız biz giden adamlar’a karşı, bir de gelen adamlar vardır. Bunlar çocuklarımızdır. Koskocaman ve eşsiz bir inkılâbı onlar için yaptığımızı bir an için unutacak olursak küçüklük etmiş oluruz. İşte bu gelen adamlar bakımından, alaturka’nın hiçbir manası kalmamıştır.” (Hâkimiyet-i Milliye, 7 İkinciteşrin 1934)

“Musiki deyince bizim mahalle mekteplerinde okutulan ilahilerimizi, oturduğu yerde kımıldatmayan, bağırtan, güftesiyle, bestesiyle, bütün varlığıyla daha küçük yaşta iken ataleti, esareti, miskin kanaati, aczi telkin eden, çocukların kalbini ölümle, mezarla titreten sakat musikiyi anlamayınız, canlı, hareketli, ahlaki, medeni musikiyi kastediyorum.” (Ismayıl Hakkı Baltacıoğlu, Sanat, İstanbul 1934, s. 153)

Bu paragrafları aldığım yazılar ve tabii daha niceleri, Itrîlerin, Dede Efendilerin, Hacı Arif Beylerin, Münir Nureddinlerin temsil ettiği, “alaturka” diye aşağılanan musikinin radyolarda icrasının yasaklanması üzerine yazılmıştır. Musiki inkılâbı artık tamamlanmış, hatta “alaturka”nın önemli bir temsilcisine, Ali Rifat Çağatay’a bile çoksesli batı musikisinin esasını aslında atalarımız Hititlerin vaz’ettiği söyletilerek meseleye nokta koyulmuştur. Herkes artık çoksesli müzik dinleyecektir.

Musiki inkılâbını yapanların bu hamlesi bekledikleri neticeyi vermedi; cahil (!) halk tabii şartlarda belki de samimiyetle benimseyip kendi sesleriyle ve musiki gelenekleriyle yoğurarak yeni ufuklara taşıyacağı büyük bir musikiye zorla düşman edildi. Bir zamanlar, çoksesli müzik yahut batı kaynaklı diğer müzikler başlayınca, radyoların çat diye öfkeyle kapatıldığını hatırlatmama gerek var mı? Açıkçası, maestronun baugette’i gözümüze sokulmuş, yani çoksesli batı musikisi devlet ve batıcı aydınlar tarafından bizi dövmek, değerlerimizi aşağılamak için kullanılmıştır. “Sivas Sivas olalı Timur’dan beri böyle zulüm görmedi!” sözünü sadece bir espri veya şaka olarak anlamamak gerekir.

Kısaca ifade etmek gerekirse, “musiki inkılâbı” ve tabii bu inkılâbın havarileri, aslında Türkiye’de çoksesli batı müziğine kötülük etmiş, dünyanın birçok ülkesinde yerli kaynaklardan beslenerek yeni renkler ve tadlar kazanan bu büyük musikiyi -Mozartların, Beethovenların, Bachların, Chopinlerin, Schubertlerin muhteşem musikisini- bir kavga ve ayrışma konusu haline getirmişlerdir. Türkiye’de kendilerini “yabancı” gibi hissederek ana kitleyle ve onun değerleriyle bütün bağlarını kopartan batı müziği çevrelerinin yaşadığı hayal kırıklığı ve yabancılaşma, bu yüzden, genç piyanist gibi çenesini tutmayı beceremeyenlerin dilinde küfür ve hakarete dönüşmektedir.

Attila İlhan, yıllar önce yaptığımız bir telefon görüşmesinde, Türkiye’deki Batı müziği çevrelerinde din değiştirerek Hıristiyan olanların azımsanmayacak sayıda olduğunu söylemişti. Bunu asla kınamak amacıyla söylemiyorum; isteyen istediği dine girer, saygı duyarız. Ancak bu -Attila İlhan’ın iddiası doğruysa- söz konusu çevrelerde trajedi boyutlarına ulaşan ciddi bir aidiyet probleminin yaşandığını göstermektedir.

Piyanistin ağzını bozmasında bu trajik durumun büyük payı olsa gerek. lol!
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör

Piyanist ağzını niçin bozdu? Beşir Ayvazoğlu

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var: Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Ay ve Güneş :: DİVAN-I EDEBİYAT :: EDEBİYAT -

/

forum kurmak | © phpBB | Bedava yardımlaşma forumu | Suistimalı göstermek | Ücretsiz blog