Ay ve Güneş

/

 
AnasayfaAnasayfa  GaleriGaleri  SSSSSS  AramaArama  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  Video BölümüVideo Bölümü  
SIK KULLANILAN BÖLÜMLER
Tıkla Dinle Kutucukları & Maneviyat& Aşk ve Sevgi & Lakırdı Ovası & SEYR-i ALEM & DİVAN-I EDEBİYAT
GİTMEK İSTEDİĞİNİZ BÖLÜMÜN İSMİ ÜZERİNE TIKLAYIN
EN SON GÖNDERİLEN 10 MESAJ
Konu Yazan GöndermeTarihi
C.tesi 17 Haz. 2017, 13:04
Perş. 25 Mayıs 2017, 09:45
Cuma 12 Mayıs 2017, 09:58
Cuma 12 Mayıs 2017, 09:56
Perş. 04 Mayıs 2017, 09:33
Salı 25 Nis. 2017, 09:47
Çarş. 19 Nis. 2017, 09:57
Perş. 30 Mart 2017, 09:46
Perş. 23 Mart 2017, 09:03
Ptsi 20 Mart 2017, 09:18

bahtiyar aydın suikasti

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek
Yazar Mesaj
emiroğlu




Yaş : Kayıt tarihi : 09/09/08 Mesaj Sayısı : 589 Nerden : İş/Hobiler : Lakap : amcasını arıyor

MesajKonu: bahtiyar aydın suikasti Ptsi 28 Ekim 2013, 10:36

Tuğgeneral Bahtiyar Aydın suikastında JİTEM gölgesi

MELIK DUVAKLI
Diyarbakır Jandarma Bölge Komutanı Tuğgeneral Bahtiyar Aydın, 22 Ekim 1993 tarihinde operasyon için gittiği Lice'de tek kurşunla öldürüldü. Terörün silahla bitirilemeyeceğini savunan paşa, karakol binasının kapısında alnından vurulmuştu.

Olay, ilk gün gazetelere 'kör kurşun' başlığıyla yansıdı. Ardından 'çatışmada şehit düştü' haberleri sürüldü piyasaya. Ve resmî kayıtlara 'PKK ile çatışmada şehit düşen en yüksek rütbeli asker' olarak geçti. Olayın ardından ele geçirilen Kanas suikast silahı ortadan kayboldu. Aradan 15 yıl geçti. Ergenekon soruşturmasıyla birçok faili meçhulün ardındaki sis perdesi de aralanmaya başladı. Yüksekova Çetesi'ni ortaya çıkaran eski Jandarma İstihbarat Astsubayı Hüseyin Oğuz, Bahtiyar Aydın suikastıyla ilgili çok önemli açıklamalarda bulundu. Zaman'a konuşan Oğuz, Aydın'ın, JİTEM içindeki PKK itirafçıları tarafından öldürüldüğünü söyledi.

Terörün şiddetle bitirilemeyeceğini anlatan, sürekli bölge halkının kazanılması gerektiğini söyleyen paşa, JİTEM ve benzeri illegal yapılanmalara karşıydı. PKK terörünün tamamen çözülebilmesi için örgüte katılımı engelleyecek önlemlerin alınması gerektiğini savunuyordu. Halkla devleti kaynaştırdığı için hem PKK'nın hem de şiddet ortamından beslenen 'derin yapının' hedefindeydi. Tıpkı aynı dönemde öldürülen Eşref Bitlis ve Rıdvan Özden gibi Bahtiyar Aydın dosyası da 'devlete zarar vermemek için' kapandı. Yüksekova Çetesi'ni ortaya çıkaran eski Jandarma İstihbarat Astsubayı Hüseyin Oğuz, 15 yıl sonra Zaman'a Bahtiyar Aydın suikastıyla ilgili çarpıcı açıklamalar yaptı.

Bahtiyar Aydın'ın JİTEM'de çalışan PKK itirafçıları tarafından öldürüldüğünü ölüm tarihinden beri bildiklerini, ancak nasıl öldüğü konusunda bilgileri olmadığını anlattı. 'Nasıl?' sorusunun cevabını ise başka bir soruşturmada öğrendi. 1996'da Hakkari'de görev yaparken Yüksekova'da adam kaçırma, uyuşturucu ve silah kaçakçılığı ile ilgili yürüttükleri bir soruşturma kapsamında gözaltına alınan K.B. isimli bir PKK itirafçısının Bahtiyar Aydın suikastı ile ilgili bilgiler verdiğini aktardı: "Ben sorguladım. Bu itirafçı PKK'nın içinde bir dönem tabur komutanlığına kadar yükselmiş. Teslim olduktan sonra da JİTEM'in eylemlerine katılmış. Bahtiyar Aydın'ı öldürdüklerini itiraf etti. Generali vurmak için Yüksekova'dan Lice'ye kendilerini Albay Hamdi P.'nin helikopterle götürdüğünü söyledi."

Hüseyin Oğuz, Bahtiyar Aydın suikastı ile ilgili bilgilerin de yar aldığı dosyayı hazırlayıp bir üst komutanı Albay Hamdi Çakır'a iletiyor. İddialar üzerine hemen bir toplantı düzenleniyor.

Devlet zarar görmemeli!

Hüseyin Oğuz bu süreçte yaşananları şöyle anlatıyor: "Yapılması gereken yapılmadı. Toplantıda çok olumsuz ortam oluştu. 'Devlet zarar görür' dendi. İşin içinde devletin bir albayı var. O toplantıda işler koptu. Ve bu olayın kapatılarak, ifadelerin sil baştan yeniden alınmasına karar verildi. Sadece Mecit Baskın'ın kaçırma olayına dönüştü soruşturma. Beni de hemen anında soruşturmadan el çektirdiler, görevden aldılar."

Suikastı düzenleyenlerin çete olduğunu söyleyen Hüseyin Oğuz, "Devletin içine girmiş, şahsi menfaatleri için çalışan tipler. Bunlar vatansever de değil, milliyetçi de değil." diye konuştu. Olayda kullanılan silahın daha sonra Diyarbakır DGM'ye kadar gittiğini ifade etti: "Sonra o silaha ne oldu bilmiyorum. İzini kaybettik. TSK'nın envanterinde olan bir silah değildi. Bu kaçakçılar kanalıyla alınmış bir Kanas'tı."

JİTEM içindeki itirafçıların devletin imkanlarını kullanarak PKK lehine işler yaptığını söyleyen Hüseyin Oğuz, bunların çoğunun örgütle ilişkilerini sürdürdüğünü söylüyor. Terörün bitmesini istemeyen JİTEM ve PKK'nın ortak eylemler yaptığını anlatıyor. Uyuşturucu ve silah sevkiyatının arama noktalarından rahatça geçen JİTEM arabalarıyla yapıldığını belirtiyor: "Bahtiyar Aydın'ı da bu yüzden öldürdüler. PKK itirafçısı ifadesinde, paşayı, olayların çözülmesini istediği, insanların dağa çıkmaması için uğraştığı ve vatandaşa doğruları anlatıp ikna etmeye çalıştığı için öldürüldüğünü söyledi."

Gizli tanık, cinayetin ayrıntılarını anlatıyor

Tuğgeneral Bahtiyar Aydın suikastı, Ergenekon iddianamesinde de kısaca yer alıyor. 4 Haziran 2008'de ifadesine başvurulan, uzun yıllar PKK terör örgütü içinde yer almış gizli tanık Deniz, dönemin Jandarma İstihbarat Astsubayı Hüseyin Oğuz'un söylediklerini doğruluyor. Paşanın uydurma bir ihbarla Lice'ye çekildiğini anlatan tanık, şunları söylüyor: "1993'te operasyonlar sürerken askerlerin telsiz konuşmalarında 'geri çekiliyoruz, paşa vuruldu' şeklinde haberler duyduk. Lice'de PKK militanlarının büyük bir baskın yaptığı söylenerek paşanın Lice'ye gelmesi sağlanmış. Helikopterden iner inmez bir asker tarafından öldürüldüğünü, o askerin de başka bir asker tarafından vurulduğunu öğrendim. Kesinlikle bu olayı PKK örgütü yapmadı. Paşanın ne amaçla ve kim tarafından öldürüldüğünü bilmiyorum. Bu konunun Ergenekon soruşturması kapsamında ele alınmasının uygun olacağını düşünüyorum."

Bahtiyar Paşa’yı şehit eden Kanas, sonradan yakılmış

SMAİL AVCI
1993 yılında dönemin Diyarbakır Jandarma Bölge Komutanı Tuğgeneral Bahtiyar Aydın’ın Lice’de şehit edilmesi ve 14 vatandaşın öldürülmesiyle ilgili iddianamede ilginç ayrıntılar yer alıyor.
Aydın’ın vurulduğu belirtilen Kanas türü silahın, komando bölüğünün kuzeyinde yapılan arazi aramalarında bulunduğu ve tutanak altına alındığı belirtiliyor. Dönemin Lice Emniyet Amiri Mustafa Öztan, sanık emekli Albay Eşref Hatipoğlu’nun olaydan sonra düzenlediği basın toplantısında yanmış ve paslanmış bir Kanas’ı göstererek Aydın’ın bu silahla şehit edildiğini söylediğini belirtiyor.

Tuğgeneral Bahtiyar Aydın’ın şehit edildiği olaylara ilişkin soruşturma zamanaşımına bir gün kala tamamlandı. Diyarbakır’daki faili meçhul cinayetleri araştıran savcı tarafından hazırlanan iddianamede, dönemin Diyarbakır Jandarma Alay Komutanı emekli Albay Eşref Hatipoğlu ile Üsteğmen Tünay Yanardağ hakkında, ağırlaştırılmış ömür boyu hapis ve 24 yıla kadar hapis cezası istendi. İddianamede Bahtiyar Aydın’ın şehit edildiği günkü olayla ilgili hazırlanan ve 6 rütbeli askerin imzaladığı tutanakta, devriye görevinde bulunan polis aracının Lice çıkışında teröristlerce tarandığı ve zırhlı araçlara ateş açıldığı belirtiliyor. Ancak dönemin Lice kaymakamı ile müdür ve polislerin ifadesinden böyle bir saldırının olmadığı anlaşılıyor. Dönemin emniyet amiri Mustafa Öztan ise şunları anlatıyor: “Eşref albay suçta kullanılan (Bahtiyar Aydın’ın öldürülmesi) Kanas silahın daha sonra yakıldığını söylemişti, yanmış ve paslı silah göstermişti. Kaymakam bey ile de konuşmuştuk. ‘Bahtiyar Paşa komando bölüğünün bahçesindeyken dağdan ateş edilip de nasıl öldürülür? Akşama kadar çatışma olur da hiçbir PKK’lı nasıl ele geçirilemez’ diye bu durumu garip karşılamıştık.”

Olay günü Lice Emniyet Amirliği’nde bekçi olan Abdullah Pervane ise ifadesinde şunları söylüyor: “Jandarmaya ait bir BTR’den polis lojmanlarına ve adliye binasına ateş edildiğini gördüm, hatta o zaman bazı polis tepki gösterdi. Olay günü ben hiçbir terörist görmedim.” İddianamede yaralı askerlerin ifadelerinin ve adli muayene raporlarının alınmamasının büyük bir çelişki olduğu belirtilirken, “Sokağa çıkma yasağı ve aramaların 3 gün sürmesine rağmen hasar gören binaların nasıl hasar gördükleriyle ilgili ayrıntılı tespit yapılmamıştır. Hangi birliklerin çatışmaya kaç askerle katıldığı belirtilmemiştir.” deniliyor. Olaydan sonra Eşref Dekman isimli vatandaşa ait yanan evde bulunan Kaleşnikof tüfeğin PKK’ya ait olduğu şeklinde tutanak tutulduğu ancak vatandaşın tüfeğin ruhsatını DGM savcılığına ibraz ettiği vurgulanıyor. Eşini kaybeden öğretmen Nurhayat Soyer ise ilk ateşin zırhlı bir araçtan açıldığını belirtti. Çarşıda eşiyle birlikteyken kendilerine doğru ateş edildiğini, eşinin vurulduğunu anlatan Soyer, o gün herhangi bir terörist görmediğini dile getirdi.

İSMAİL AVCI - DIYARBAKIR
1993 yılında dönemin Diyarbakır Jandarma Bölge Komutanı Tuğgeneral Bahtiyar Aydın'ın Lice'de şehit edilmesi ve çıkan olaylarda 16 kişinin ölümüyle ilgili soruşturma zamanaşımına bir gün kala tamamlandı.

Diyarbakır'daki faili meçhul cinayetler savcısı tarafından hazırlanan iddianamede, dönemin Diyarbakır Jandarma Alay Komutanı emekli Albay Eşref Hatipoğlu ve Üsteğmen Tünay Yanardağ hakkında ağırlaştırılmış ömür boyu hapis ile 24 yıla kadar hapis cezası istendi. Savcılık, yaptığı soruşturmada olayın resmî kayıtlara geçtiği gibi olmadığını belirledi, terör örgütü PKK'nın olayla herhangi bir bağlantısını tespit edemedi. Olaylarda ölen ve PKK'lı olduğu belirtilen kişilerin de sivil vatandaş olduğu vurgulandı.

Diyarbakır Jandarma Bölge Komutanı Tuğg. Bahtiyar Aydın’ın 22 Ekim 1993’te şehit edilmesiyle ilgili soruşturma bir yıl önce başladı. Lice’de olayların yaşandığı gün işyeri yakılan, yakınlarını kaybeden onlarca kişi tanık olarak dinlendi. Savcılık, olayın resmi kayıtlarda belirtildiği gibi (terör örgütü PKK’nın ilçeye saldırması nedeniyle meydana geldi) olmadığını, aradan geçen 20 yılda terör örgütü PKK’nın cinayetle herhangi bir bağlantısının tespit edilemediğini ortaya koydu. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’nın zamanaşımından kurtardığı cinayetle ilgili iddianame, Diyarbakır 8. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından dün kabul edildi. İddianamede, Lice’deki olayda Diyarbakır Jandarma Bölge Komutanı Tuğgeneral Bahtiyar Aydın, Jandarma Uzman Çavuş Yüksel Bayar ile 14 vatandaşın öldüğü hatırlatıldı. Diyarbakır Jandarma Alay Komutanı emekli Albay Eşref Hatipoğlu ve Üsteğmen Tünay Yanardağ ise sanık olarak yer aldı. Savcı bu isimler hakkında ‘taammüden adam öldürme’ ve ‘halkı isyana ve birbirini öldürmeye teşvik’, ‘cürüm işlemek üzere teşekkül oluşturma’ suçlarından ağırlaştırılmış müebbet ve 24 yıla kadar hapis cezası istedi. İddianamede ilçedeki operasyonu yöneten dönemin Alay Komutanı Eşref Hatipoğlu’nunTRT’de yayınlanan “Anadolu’dan Görünüm” isimli programda “Teröristler ateş etti, işte Aydın’ı şehit eden çekirdek.” diyerek Kanas mermisini gösterdiği ancak söz konusu kurşunun soruşturma dosyasına hiç girmediği, balistik incelemeye gönderilmediği belirtildi.

Bahtiyar Aydın’ın annesi: Oğlumun katilleriyle hesabı ahirete bıraktım

MUSTAFA GÜRLEK - GIRESUN
Terörün zirve yaptığı 1993 yılında suikast silahıyla başından vurularak şehit edilen Tuğgeneral Bahtiyar Aydın’ın Giresun’da yaşayan annesi Hatun Aydın, oğlunun 20 yıldır bulunamayan katillerini Allah’a havale ettiğini söylüyor. Aydın’ın şehit edildiği şaibeli olaya ilişkin savcılık soruşturması zamanaşımına bir gün kala tamamlanmıştı.
Diyarbakır’ın Lice ilçesinde 22 Ekim 1993 tarihinde suikasta uğrayan dönemin Diyarbakır Bölge Jandarma Komutanı Tuğgeneral Bahtiyar Aydın’ın annesi Hatun Aydın, Zaman’a konuştu. 20 yıldır oğlunun acısını içinde taşıdığını belirten anne Aydın, “Oğlumu öldürenlerle hesabı ahirete bıraktım. Onları Allah’a havale ediyorum.” dedi.

Giresun’un Bulancak ilçesinde yaşayan Bahtiyar Aydın’ın 93 yaşındaki annesi Hatun Aydın, tek başına bir apartman dairesinde oturuyor. Bulancak’ın Ballıca Mahallesi’nde yaşayan vatandaşlar, Hatun Aydın’a ‘Paşa Anne’ diye hitap ediyor. Her gün evine gelen bakıcı sayesinde temizlik ve yemek ihtiyaçlarını karşılayan ‘Paşa Anne’, koltuk değnekleriyle yürümeye çalışıyor. Oğlunun şehit haberini aldığı günden beri hüzünlü bir hayat yaşayan Hatun Aydın, Bahtiyar Aydın’a ait çerçevelenmiş fotoğrafları ile teselli olmaya çalışıyor. Oğlunun çok küçük yaşta askerî liseye gittiğini anlatan Aydın, gurbet hasretinden sonra ölüm acısına yüreğinin dayanmadığını söylüyor. Aydın’ı şehit edenlere karşı içinde beslediği öfkeyi bastıramayan acılı anne, “Oğlumu öldürenlerle hesabı ahirete bıraktım. Onları Allah’a havale ediyorum.” diyor. Tuğgeneral Aydın’ın şehit olmadan önce her gün kendisini aradığını ve hatırını sorduğunu anlatan anne Aydın, “Oğlum her gün gece saat 12’de beni arardı. Her seferinde helallik isterdi.” diyerek oğluyla şehit olmadan bir gün önce görüştüğünü belirtiyor.

Geçmişte, oğlu her gün aradığı için telefonu yanı başından ayırmayan anne Aydın’ın şimdi de telefonu yanı başında. İlk başlarda oğlunun öldüğüne inanamadığını dile getiren Hatun Aydın, 20 yıldır bu acıya alışamadığını vurguluyor. Her cümlesine “Oğlum çok iyi bir insandı.” diyerek başlayan Aydın, içini çekerek “Evladıma nasıl kıydılar?” siteminde bulunuyor. Aydın, geçen hafta gördüğü bir rüyayı şöyle anlatıyor: “Oğlum, büyük bir tepenin başına çıkmış oradan bana bakıyordu. Bir koltuğa oturmuş yanında iki aslan vardı. Elindeki uzunca bir kâğıdı bana gösteriyordu. Ardından bana sarılarak ellerimden tuttu.” Hatun Aydın’a Giresun Jandarma Komutanlığı sahip çıkarak her türlü ihtiyacını karşılamaya çalışıyor. Hastaneye gideceği zaman da yardımcı oluyorlar.

1993 yılında dönemin Diyarbakır Jandarma Bölge Komutanı Tuğgeneral Bahtiyar Aydın, Lice’de bölük komutanlığının bahçesinde helikopterden indiği sırada keskin nişancı tüfeğiyle vurularak şehit edilmişti. Aydın’ın şehit edilmesi ve çıkan olaylarda 16 kişinin ölümüyle ilgili soruşturma, geçtiğimiz günlerde zamanaşımına bir gün kala tamamlanmıştı. İddianamede, olayla ilgili olarak dönemin Diyarbakır Jandarma Alay Komutanı emekli Albay Eşref Hatipoğlu ile Üsteğmen Tünay Yanardağ hakkında, ağırlaştırılmış ömür boyu hapis cezası isteniyor.

ERKAN ACAR - ERSAN TEMİZEL - AKSIYON
1993 yılında şehit düşen Tuğgenaral Bahtiyar Aydın'ın Silahlı Kuvvetler içindeki cunta yapılanmasını çözebilmek için özel görevlendirdiği Uzman Jandarma Çavuş Ahmet Büyükşahin, Aksiyon dergisine konuştu.

Bahtiyar Aydın'ın jandarma içindeki derin yapılanmayı çözmek için kendisini Tokat'a gönderdiğini anlatan Büyükşahin, bu görevi kendisine bizzat Paşa tarafından verildiğini anlattı. Büyükşahin, bu görevi aldıktan kısa bir süre sonra Bahtiyar Aydın Paşa'nın tayin olduğu yeni görev yerinde şehit düştüğünü, yapmak istediği çalışmanın da yarım kaldığını anlattı. Büyükşahin, Bahtiyar Aydın Paşa'nın kendisinden talepleri konusunda Ergenekon soruşturması kapsamında İstanbul Terörle Mücadele Şubesi'nde de ifade verdi. İşte Aksiyon dergisinin tartışmalara yol açacak röpotajı.

Okul komutanı Tuğgeneral Bahtiyar Aydın, mezun olmadan önce Ahmet Büyükşahin'e TSK içindeki derin yapılanmaya sızma görevi vermiş. Ama o daha rapor veremeden Bahtiyar Paşa suikastta hayatını kaybetmiş.

Ahmet Büyükşahin, 2003 yılında Türk Silahlı Kuvvetleri'nden ihraç edilen bir uzman jandarma çavuş. 1999-2003 yılları arasında Tekirdağ İl Jandarma Komutanlığı emrinde görev yaptı. Büyükşahin, o dönemde Tekirdağ İl Jandarma Komutanı olan ve bugün faili meçhul cinayetler davasından tutuklu bulunan Albay Cemal Temizöz'ün yaptığını iddia ettiği yasa dışılıklara tahammül edemeyerek isyan etti.

Hukuksuzluklara karşı çıktığını anlatan Büyükşahin, Kürt olmamasına rağmen Kürtçe bildiği için "PKK'lı" olarak suçlandı. Ve 20 Kasım 2003 tarihinde disiplinsizlik gerekçesiyle ordudan ihraç edildi. Büyükşahin, Temizöz ve ekibi hakkında suç duyurusunda bulundu. Suç duyurusu ile ilgili soruşturma Tekirdağ Adliyesi'nde devam ediyor. Büyükşahin, dosyanın İstanbul Beşiktaş'taki özel yetkili savcılarca ele alınmasını istiyor.

Ergenekon soruşturmasından sonra Büyükşahin, ortaya saçılan belge ve dokümanların geçmişte görev yaptığı Tokat bölgesinde yaşadığı olaylarla örtüştüğünü gördü. 13 Eylül 2010 tarihinde Ergenekon soruşturmasını yürüten Özel Yetkili Savcı Zekeriya Öz ile görüştü. Daha sonra İstanbul Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü'nde yaklaşık 10 sayfalık ifade verdi.

Büyükşahin, 1993'te şehit düşen Diyarbakır Jandarma Bölge Komutanı Tuğgeneral Bahtiyar Aydın'ın kendisini 1993 yılında Ergenekon benzeri bir yapının içine sızması için gönderdiğini anlatıyor. Hatırlanacağı gibi 'Yüksekova Çetesi'ne yönelik soruşturma kapsamında sorgulanan bir çete üyesi verdiği ifadede Aydın'ın JİTEM adına çalışan itirafçılar tarafından öldürüldüğünü iddia etmişti. Ergenekon soruşturması için ifade veren ve bir dönem terör örgütü PKK içinde üst düzey yönetici olarak faaliyet gösteren "Deniz" kod adlı gizli tanık ise, Aydın'ın bir asker tarafından öldürüldüğünü, cinayeti işleyen askeri de başka bir askerin öldürdüğünü iddia etti. Büyükşahin de 2011'de Kayseri'de Felahiye Cumhuriyet Savcılığı'na Bahtiyar Aydın'ın ölümü ile ilgili bildiği detayları anlattı.

Büyükşahin, Bahtiyar Aydın'ın kendisine verdiği gizli görevi Aksiyon ile paylaştı.

-Tuğgeneral Bahtiyar Aydın ile nerede tanıştınız?

1992'de Ankara Uzman Jandarma Okulu'na girdim. Tek dersten bütünlemeye kaldım. Okul komutanı rahmetli Bahtiyar Aydın idi.

-Bahtiyar Aydın sizinle ne zaman, nasıl temas kurdu?

Bütünlemeler vardı. Bana okul komutanı çağırıyor denince bir dertsen bütünlemeye kaldığım için herhâlde okuldan atılacağım diye düşündüm.

-Ne dedi size?

"Seni göndermeyeceğim ama senden bazı şeyler isteyeceğim." dedi. Ben de "Emredin komutanım!" dedim. Oturmamı söyledi. Sonra "Seni Tokat'a görevlendireceğim. Orada Silahlı Kuvvetler içerisinde derin bir yapılanma var." dedi.

-Bahtiyar Aydın nasıl bir yapılanmadan bahsetti size?

1970'li yıllara dayanan, Silahlı Kuvvetler ile siyasetçiler arasında bir oluşumdan bahsetti. Daha sonra Tokat'taki bazı olayları anlattı. Bana dedi ki "Seni öyle bir yere göndereceğim ki çok önemli." Ordu-Sivas-Tokat üçgeninden söz ediyordu. Kendisine fazla bir şey soramadım.

-Peki, senden istediği neydi?

Bakın, askerlikte şu vardır. İcra eden emir verenden üstündür. Biz icra makamındaydık. İlk etapta vatandaşla konuşan bizdik. Tutanakları tutan bizdik. Olayları araştıran, operasyonlara çıkan bizdik. Bahtiyar Aydın Paşa, Silahlı Kuvvetler içerisindeki bazı subayların kendi aralarında birtakım derin yapılanmaya gittiğini ve bunların Alevi-Sünni çatışması çıkarmak istediğini söyledi. Bu göndermek istediği bölge onun için önemliydi. Onları takip etmemizi söylemişti.

-Nereye tayin oldun?

Tokat'ın Reşadiye ilçesine 4 arkadaşla beraber gittik. Sözlü emirle oldu. Kura çekmeden görev yerim Tokat oldu yani.

-Peki, gördüklerini, şahit olduğun olayları nasıl aktaracaktın Paşa'ya? İstihbaratçılar gelecekti ve kalacaklardı yanımda. Bu şekilde haberleşme sağlanacak ve olan biteni komutana arz edecektik.

-Biraz daha açarsan...

Jandarma personelinin tutum ve davranışlarını belgelememi, evrak üzerinde fulajlama yöntemi ile saklamamı istedi. Beni akrabam gibi ziyaret edecek olan istihbaratçılara da bu evrakları vermemi söyledi. Bu faaliyeti her ne maksatla olursa olsun deşifre etmeyeceğimi, o dönemdeki yasalar gereği suç işlemememi, cezalar ve ödüllere razı olmamı, teşkilata kızıp küsmememi, akıbetimin ne olursa olsun en son aşamada adalete güvenmemi istedi.

-Niye Güneydoğu'ya değil de o bölgeye göndermek istiyordu?

Bölge, coğrafi yapısı dolayısıyla gerilla savaşına uygundu. Örgütün bu illerdeki vatandaşlardan lojistik destek gördüğü söyleniyordu. Bakın Tunceli, Sivas, Amasya, Tokat ve Ordu kırsalında sayıları toplam 30-35'i bulan, liderliğini Cebo (K) Doktor Kemal adlı şahsın yaptığı 7-8 bayan militanı bulunan bir örgüt yapılanması söz konusuydu. Silahlı Kuvvetler içindeki bazı subaylarca bu terör gruplarının desteklendiği yönünde bilgiler geliyordu.

-Bazı Silahlı Kuvvetler mensuplarının o bölgedeki terör örgütü üyelerine yardım ettiğini iddia ediyorsun. Bu konuda senin bir tespitin oldu mu?

Bölgeye gidince Paşa'nın anlattıkları bir bir çıktı. Örneğin görev yaptığım Reşadiye'ye bağlı Gökköy diye bir yer vardı. Alevi vatandaşlarımızın yaşadığı bu köyün muhtarı Hidayet İlk isimli şahıstı. Bu köyün 300 metre yukarısında 26 Aralık 1993 tarihinde bir operasyon olmuştu. O dönem bölgeye şimdi Ergenekon davasında tutuklu İbrahim Şahin'in özel harekâtçıları gelmişti. Şahin de biliyorsunuz Tokat Reşadiyeli.

-Sen de mi özel harekâtçılarla o operasyona katıldın?

Hayır, ben gitmek için çok ısrar ettim ama beni götürmediler. Benim bir devrem bana anlattı: 'Biz TİKKO'cuları gördük, üzerlerinde kamuflaj elbisesi olduğunu görünce polis zannettik. Hatta dedik ki özel harekâtçı polisler ne kadar eğitimli, bizden önce harekât bölgesine gelmişler." Devrem hayretler içerisinde kalmış. Çünkü teröristlerin üzerlerinde kamuflaj ve kafalarında bordo bere varmış. Daha sonra yer altındaki sığınaktan çıkan teröristler üzerlerine ateş açmışlar. Teröristler ellerinden böylece kurtulmuş. Silah ve mühimmatlarını bırakmışlar. Devrem, "Takip etseydik ve köy araması yapsaydık, Almus Durudere köyünde onları yakalardık." dedi. Kaçabilecekleri, sığınabilecekleri tek yer orası imiş. Ben ise ikinci gün 27 Aralık 1993 tarihinde ekip oluşturup bölgeye gittim. Köyün 300 metre yakınında ikinci bir sığınak buldum. Kısacası teröristlerin kaçmalarına o gün sanki birileri göz yumdu.

-Köyün 300 metre ötesinde sığınak yapıyorlar ve köylüler bunu görmüyor. Muhtara bunu sordunuz mu?

Muhtara soruyorduk, teröristler gelip gidiyor mu? Çünkü bir ev gibi iki sığınak yapmıştı beş tane terörist. Muhtarın, köylünün haberinin olmaması imkânsız. Çünkü yatak koymuşlar, cilalamışlar, verniklemişler. Ev gibi sığınaklar. Bunları muhtar Hidayet İlk'e anlatınca bana, "Ya sana hesap mı vereceğim, görmedim." dedi. Bakın bu olay 1993 yılında yaşandı. Gelin bugüne; 2010 yılında Tokat Reşadiye'de 7 asker şehit düştü. Ve şehit düşen askerlerin dönüş yolunu PKK'ya haber veren kişinin Gökköy Muhtarı Hidayet İlk olduğu ortaya çıktı. 1993 yılında işlem yapılsaydı belki de o 7 askerimiz bugün hayattaydı.

-İhbar veren muhbirler bulamıyor muydunuz?

Vardı ama örgüt onları yaşatmıyordu. Örneğin çok sağlam bir muhbirimiz vardı. Kel Ali diye hitap ettiğimiz Beşdere köyü muhtarı. 1995 yılının Temmuz ayında bu şahıs teröristlerce öldürüldü. Yine Saraykışla köyü muhtarı vardı. O da muhbirdi ve bunlar da Alevi vatandaşlarımızdı. Muhbir oldukları için öldürüldüler. Zaten teröristlerin Sivas'tan Ordu'ya geçerken Tokat üzerindeki geçiş noktaları Beşdere, Saraykışla, Niksar, Ordu güzergâhı idi. Ayrıca bir geçiş noktası da Reşadiye'nin Umurca köyü idi. İşte bu geçiş noktalarındaki muhbirlerimiz tek tek öldürülüyordu. O dönem Tokat İl Jandarma Alay Komutanlığı Harekât İstihbarat Şube Müdürü Akın Akçal idi. Onun ifadesine başvurulması gerekir bu olaylarla ilgili.

-Nasıl bir derin yapı var sence?

Teröristler Sivas-Tokat üzerinden Ordu'ya geçiyordu. Geçişler Umurca köyü üzerinden yapılıyordu. İhbar veren muhtarlar öldürülüyordu. Ama geçişin yapıldığı Umurca köyünde Osman Çiçek isimli şahıs 30 yıldır muhtardı. Tam bir güvenlik sağlansa, göz yumulmasa terör örgütü adımını atamaz o bölgede. Atıyorsa, ben buna birileri izin veriyor diye şüphe duyarım. Ayrıca Ergenekon sanığı İbrahim Şahin nereli? Tokat Reşadiyeli. Deniz Piyade Kurmay Albay Dursun Çiçek nereli? Tokat Reşadiyeli, Umurca köyünden bildiğim kadarıyla. Diğer Ergenekon sanığı Özel Kuvvetler mensubu emekli Albay Levent Göktaş da Tokat Reşadiyeli. Şimdi bütün bunlarla beraber, bugün ortaya çıkan bilgi ve belgeleri de görünce rahmetli Bahtiyar Paşa'nın beni o bölgeye ısrarla göndermek istemesinin sebebini daha iyi anlıyorum.

-Aslında bir Alevi-Sünni kavgasına yönelik provokasyon söz konusu...

Aynen öyle. İstanbul Gazi Mahallesi'nde 12 Mart 1995 tarihinde Alevi vatandaşlarımıza ait kahvehaneler tarandı. Ölenler kimlerdi? Tokat Reşadiye Çat köyünden vatandaşlardı. Alevilerdi. Ölenlerin cenazeleri bu köye getirildi. Arkasından TİKKO, bölgede etkinliğini, silahlı eylemlerini artırdı. Aslında İstanbul Gazi Mahallesi'ndeki olaylar Türkiye'deki bütün hassas yerlere yayılmak istendi.

-Görevin sırasında Paşa'ya herhangi bir rapor verdin mi?

Ben Ağustos 1993'te göreve başladım. Bahtiyar Aydın 22 Ekim 1993 tarihinde Diyarbakır'da sol gözünün altından suikast silahı ile şehit edildi.

-Paşa şehit olunca, topladığın bilgi ve belgelere ne oldu?

Elimde kaldı. Sonra kimse görevle ilgili belgeleri talep etmedi. Ben de bildiklerimi Ergenekon Terör Örgütü soruşturmasını yürüten savcılarla paylaştım.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
emiroğlu




Yaş : Kayıt tarihi : 09/09/08 Mesaj Sayısı : 589 Nerden : İş/Hobiler : Lakap : amcasını arıyor

MesajKonu: Geri: bahtiyar aydın suikasti Perş. 07 Kas. 2013, 10:03

Tuğgeneral Bahtiyar Aydın’ın şehit edildiği gün ‘Lice’de çatışma vardı’ iddiasını çürüten önemli bir bilgi ortaya çıktı. Dere yatağında bulunan makineli tüfeğin yanındaki 680 kovanın 9 farklı silaha ait olduğu tespit edildi. 3 Kalaşnikof’un çevresindeki 301 kovan da 29 farklı silaha ait çıktı.

Diyarbakır Jandarma Bölge Komutanı Tuğgeneral Bahtiyar Aydın’ın da aralarında bulunduğu 2’si asker 16 kişinin Lice’de ölümüyle ilgili mahkeme tarafından kabul edilen iddianamede şok bir detay ortaya çıktı. Soruşturmanın zamanaşımına gireceği gün Terörle Mücadele Kanunu 10. madde ile yetkili Diyarbakır 8. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edilen iddianamede, ‘Bahtiyar Aydın’ın şehit edildiği 22 Ekim 1993 tarihinde PKK’yla büyük bir çatışma vardı iddiasını çürüten önemli bir tespite yer verildi.

DERE YATAĞINDA BULUNDU

Diyarbakır Cumhuriyet Savcısı Osman Çoşkun tarafından hazırlanan iddianameye göre Aydın’ın şehit edildiği olay yerine çatışma süsü vermek için sahte deliller yerleştirildi. İddianamenin ‘Dikkat çeken hususlar’ başlıklı kısmında, Lice’de bir dere yatağına atılmış bir makineli tüfeğin bulunduğu belirtildi. Bu tüfeğin çevresinde 680 adet kovanın tespit edildiği bilgisine yer verildi. Bu kovanların 9 farklı makineli tüfeğe ait olduğu tespit edildi.

RUHSATLI SİLAHI PKK’YA YAZDILAR

Enkaz altında bulunan 3 Kalaşnikofun çevresinde yine 301 adet kovan bulunduğu kaydedildi. Bu kovanların da 29 farklı tüfekten çıkan kurşuna ait olduğu belirlendi. İddianamede tüfek ve kovanların olay yerlerine sonradan konulduğuna dair şüpheye dikkat çekildi. Bu şüpheyi güçlü kılan bir örnek de iddianameye girdi. Lice’de evi yanan Eşref Dekman isimli şahsa ait bulundurma ruhsatlı ve hiçbir suçta kullanıldığı tespit edilemeyen bir Kalaşnikof’un terör örgütü PKK mensuplarına ait RN 20888 seri numaralı silah olarak tutanaklara geçirildiği ifade edildi.

Ortada terörist yok

Bahtiyar Aydın’ın suikasta kurban gittiği şüphesini kuvvetlendiren diğer tespitler iddianamede şöyle sıralandı:

- Çatışmanın çok yoğun biçimde ve şehir içinde meydana gelmesine ve gün boyunca devam etmesine 2’si asker 16 kişinin şehit olmalarına, çok sayıda vatandaşın yaralanmasına, ilçedeki birçok bina ve aracın hasar görmesine karşılık, hiçbir teröristin ölü, yaralı ya da sağ ele geçirilememesi, zırhlı araç içinde şehit olan ve yaralananlar dışında şehir içinde yaralanan asker ve polisin bulunmaması.

İFADELER ALINMADI

- Olayda yaralanan askerlerin ifadelerinin ve adli muayene raporlarının alınmamış olması.

- Sokağa çıkma yasağı ve aramalar 3 gün sürmesine rağmen hasar gören binaların nasıl hasar gördükleriyle ilgili ayrıntılı tespitin yapılmamış olması.

- Hangi birliklerin çatışmaya kaç askerle katıldığının belirtilmemesi.

ERKAN ACAR - BUGÜN GAZETESİ
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör

bahtiyar aydın suikasti

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var: Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Ay ve Güneş :: DÜNYA VE ÜLKEMİZDE YAŞAM :: Sosyal Hayat & Medya :: KARA KUTU -

/

Yetkinforum | Sanat, Kültür ve Hobiler | Other literature | © phpBB | Bedava yardımlaşma forumu | Suistimalı göstermek | Yetkinblog