Ay ve Güneş

/

 
AnasayfaAnasayfa  GaleriGaleri  SSSSSS  AramaArama  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  Video BölümüVideo Bölümü  
SIK KULLANILAN BÖLÜMLER
Tıkla Dinle Kutucukları & Maneviyat& Aşk ve Sevgi & Lakırdı Ovası & SEYR-i ALEM & DİVAN-I EDEBİYAT
GİTMEK İSTEDİĞİNİZ BÖLÜMÜN İSMİ ÜZERİNE TIKLAYIN
EN SON GÖNDERİLEN 10 MESAJ
Konu Yazan GöndermeTarihi
C.tesi 17 Haz. 2017, 13:04
Perş. 25 Mayıs 2017, 09:45
Cuma 12 Mayıs 2017, 09:58
Cuma 12 Mayıs 2017, 09:56
Perş. 04 Mayıs 2017, 09:33
Salı 25 Nis. 2017, 09:47
Çarş. 19 Nis. 2017, 09:57
Perş. 30 Mart 2017, 09:46
Perş. 23 Mart 2017, 09:03
Ptsi 20 Mart 2017, 09:18

Kur’ân’ın anlaşılamaması ve garipliğinin önemli bir sebebi – Ali Ünal

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek
Yazar Mesaj
emiroğlu




Yaş : Kayıt tarihi : 09/09/08 Mesaj Sayısı : 589 Nerden : İş/Hobiler : Lakap : amcasını arıyor

MesajKonu: Kur’ân’ın anlaşılamaması ve garipliğinin önemli bir sebebi – Ali Ünal Perş. 16 Haz. 2016, 12:54

Bazı Batılı aydınlarda 19. asırdan itibaren İslâm’a karşı başlayan kısmen insaflı değerlendirmelerin çoğunun varıp Kur’an’a takıldığını acı acı müşahede ediyoruz. Bu da, bazı âyetler, âyetleri oluşturan cümleler arasında insicamsızlık iddiasına dayanıyor ve öncelikle vahyin dilini, üslûbunu ve belâgat inceliklerini bilmemekten kaynaklanıyor. Evet, zâhiren çoğu Kur’ân âyetleri ve bazı âyetleri oluşturan cümleler birbirinden kopuk, aralarında uyum ve irtibat yok gibidir. Meallerde bu uyum ve irtibat neredeyse tamamen, bazı tefsirlerde de kısmen gözardı edilmektedir. Oysa, bütün âyetler ve âyetleri oluşturan cümleler arasında ne derin, muhteşem irtibatlar ve insicamın olduğunu İşârâtü’l-İ’câz’da takip edebiliyoruz.

Âyetleri oluşturan cümleler ve âyetlerin pek çoğu, “Ve” ve “Fe” gibi atıf veya takıbiyye harfleriyle birbirine bağlanır. Böyle bir kullanımın olduğu her yerde zaten irtibat var demektir. Atıfsız gelen cümle veya âyetler ise genellikle isti’nâfî (antr-parantez) olup, ekseriya, akla gelebilecek soru veya itirazlara cevap içindir. Meselâ:

Yusuf Sûresi 36. âyette, zindanda iki gencin Hz. Yusuf’a (a.s.) tabir için anlattıkları rüya zikredilir. Takip eden âyet, “Kaale (dedi)” ile başlar ve Hz. Yusuf’un mealen, “Size rızkınız olarak bir yemek gelecek olmasın ki, onun te’vilini size haber veremeyecek olayım.” sözü aktarılır. Cümlede “te’vil” kelimesinin geçmesi, çoklarını bundan kastın rüyanın te’vili olduğu yanlışına götürmüştür. Oysa, daha başka karinelerin yanısıra, âyet, “Ve” veya “Fe” gibi bir atıf harfiyle başlamamaktadır. Öyleyse, âyetle, rüyaların anlatıldığı önceki âyet arasında doğrudan bir irtibat yoktur. Bu ve devam eden 3 âyet isti’nâfi (antr-parantez)dir ve kendisine rüya sorulmasından istifade ile Hz. Yusuf’un, zindana gelecek her yemeği önceden her bakımdan bilmesi mûcizesinden istifade ile mesajını tebliğ etmesini anlatmaktadır. Zaten 41. âyette rüyaların tabirine geçilirken de atıf yoktur ve bu, sözünü ettiğimiz önceki 4 âyetin rüyalarla alâkalı olmadığını gösterir.

Mâide Sûresi 67. âyet, “Ey Rasûl! Sana Rabb’inden indirileni tebliğ et!” diye başlar. Şiîler, burada Hz. Rasûl’e (s.a.s.), kendisinden sonra Hz. Ali’nin halife seçilmesi gerektiğini tebliğ etmesinin emredildiği iddiasındadır. Mâide Sûresi, Medenîdir; bazı müfessirler ise, bu âyetin Mekke’de indiği görüşündedir. Şiîler’in iddiasını reddetmek için âyetin Mekkî olması gerekmiyor. Âyetin siyakı da (öncesi), sibakı da (sonrası) Ehl-i Kitap’la alâkalıdır; yani âyet, doğrudan Müslümanlarla ilgili değildir; zaten metin içinde atıfsız, antr-parantez gelmiştir. Öyleyse, Ehl-i Kitap’tan sözedilirken ya akla gelebilecek bazı sorular veya itirazlara cevap veya Hz. Rasûl’e (s.a.s.) bir hatırlatmada bulunma içindir. Evet, âyette, Hz. Rasûl’e Ehl-i Kitap’la ilgili kendisine gelen her âyeti, onlardan gelebilecek tehlikelere aldırmadan tebliğ etmesi emredilmektedir.

Mâide Sûresi 3. âyetinde bazı haramlardan, bilhassa haram etlerden bahsedilirken, âyetin ortasında birden “Bugün kâfirler dininizden ümidini kesti… Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim…” buyrulur. Şiîler, bu cümlelerin Ğadir-i Hum’da Hz. Ali’nin güya halife tayin edilmesi üzerine indiği iddiasındadır. Evet, bu iki cümle, âyet içinde atıfsız, antr-parantez gelmiştir. Dolayısıyla, âyetle doğrudan değil, dolaylı münasebeti vardır ve “Âyette buyrulan haramlar ebediyen geçerli midir? Bunları değiştirecek başka hükümler gelecek midir?” gibi sorulabilecek sorulara, ayrıca müşrik ve münafıkların bu hükümleri ortadan kaldıracak bir din beklentisine cevap içindir. Yoksa, Şiîler’in iddiasıyla alâkası yoktur.

Bir hadiste, “Küllü’n-nâs hattâûn… (Bütün insanlar çok günah işler)” buyrulur. Bir Molla Kasım bundan hareketle, peygamberlerin masumiyetini inkâr edebilir. Oysa, “bütün” manâsına gelen “küll” kelimesi nekre (belgisiz)e muzaf (tamlayan) olursa, bahsi geçen cinsin bütün fertlerini içine alır. Yani hadiste “Küllü insânin” dense idi, peygamberler dâhil bütün insanlar kastedilmiş olurdu. Fakat, “küll” marife (belgili)ye tamlayan olursa, istisnalar var demektir. Hadis-i şerifte “küll” marifeye tamlayan olmakla, demek ki günah işlemeyen insanlar da vardır.

Hayfa ki, Kur’ân’ı da, onun lekesiz dürbünü Risaleler’i de mehcûr ettik.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör

Kur’ân’ın anlaşılamaması ve garipliğinin önemli bir sebebi – Ali Ünal

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var: Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Ay ve Güneş :: RUH UFKU :: Kur'an-ı Kerim -

/

Yetkinforum | Sanat, Kültür ve Hobiler | Other literature | © phpBB | Bedava yardımlaşma forumu | Suistimalı göstermek | Bir bloga sahip olmak