Ay ve Güneş

/

 
AnasayfaAnasayfa  GaleriGaleri  SSSSSS  AramaArama  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  Video BölümüVideo Bölümü  
SIK KULLANILAN BÖLÜMLER
Tıkla Dinle Kutucukları & Maneviyat& Aşk ve Sevgi & Lakırdı Ovası & SEYR-i ALEM & DİVAN-I EDEBİYAT
GİTMEK İSTEDİĞİNİZ BÖLÜMÜN İSMİ ÜZERİNE TIKLAYIN
EN SON GÖNDERİLEN 10 MESAJ
Konu Yazan GöndermeTarihi
C.tesi 17 Haz. 2017, 13:04
Perş. 25 Mayıs 2017, 09:45
Cuma 12 Mayıs 2017, 09:58
Cuma 12 Mayıs 2017, 09:56
Perş. 04 Mayıs 2017, 09:33
Salı 25 Nis. 2017, 09:47
Çarş. 19 Nis. 2017, 09:57
Perş. 30 Mart 2017, 09:46
Perş. 23 Mart 2017, 09:03
Ptsi 20 Mart 2017, 09:18

[Dinç Bilgin] Yaşadıklarım beni daha demokrat yaptı

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek
Yazar Mesaj
mcnn38
Admin
avatar

Erkek
Yaş : 37 Kayıt tarihi : 04/09/08 Mesaj Sayısı : 1871 Nerden : Geliyon İş/Hobiler : Yaşamak Lakap : GARİB

MesajKonu: [Dinç Bilgin] Yaşadıklarım beni daha demokrat yaptı Çarş. 17 Eyl. 2008, 10:55

Eski medya patronu Dinç Bilgin, batık bankacılar arasına girmesine yol açan süreci ve TMSF ile olan borç ilişkisini Nuriye Akman'a anlattı. 'Yaşadıklarımdan pişmanlık duyan birisi değilim.



Durağan bir hayat bana uygun değildi. Hoşuma gider böyle şeyler." diyen Bilgin, ancak bu olaylardan sonra dünyaya bakışının değiştiğine dikkat çekti. "Daha demokrat, daha liberal oldum. Avrupa Birliği yanlısı oldum. Eskiden daha hoyrattım. Artık daha az haksızlık yapma çabam var." sözleriyle bu değişimin çerçevesini çizdi. Dinç Bilgin, çöküşü başlatan Etibank'ın alım süreciyle ilgili de çarpıcı bilgiler verdi. Etibank'ın kendi- lerine satılmasına dönemin Devlet Bakanı Güneş Taner'in göz yumduğunu düşünen Bilgin, bankayı aldıktan sonra Taner'in kendisine, 'Şimdiye kadar ben senin bahçende oynuyordum, şimdi sen benim bahçemde oynuyorsun, benim elimdesiniz' dediğini aktardı. Bakan'ın gönül ilişkisine dair bir haberin Taner'le aralarını açtığını vurgularken, habe- rin kaynağını da ilk kez açıkladı: Semra Özal.


Güneş Taner ile aramızı açan haberi Semra Özal vermişti
TMSF ile ilişkilere gelelim. Oraya ödemeniz gereken borç tamamen bitti mi?

Çoktan bitti. TMSF'ye borcum yok

Başka bir yere?..

Yani şimdi onları bilemeyeceğim ne olacağını. Benim mal varlığım satılacak. Diğerlerinden farklı olarak bizde bir tasfiye yapılıyor. Bu işin kamuoyunu, dolayısıyla basını ilgilendirecek tarafı, benim iki bankam, dolayısıyla kamudan kullandığım iddia edilen paradır. Etibank'ta borcun belki üç katı, beş katı ödendi şimdiye kadar. Ben kamuoyuyla hesaplaştım.

Dolayısıyla diğer borçlarım sizi ilgilendirmez diyorsunuz...

Onu söylemek istiyorum. Etibank'ı satın aldın. Millet mevduat yatırdı buraya. O mevduatların bir kısmını kredi olarak kendi şirketlerine kullandın. Bunun hesabını ver dendi bana. Suçlandığım şey banka kaynaklarını bir daha geriye dönmeyecek şekilde kullanmak. Sonuçta iş yargıya düştü. Maddi gerçek inkar edilmeyecek şekilde ortaya çıktı ki, ben Etibank'ın kaynaklarını geriye dönmeyecek şekilde kullanmamışım. Benim Etibank'tan kullandığım kredilerin kat be kat üstünde mal varlığım varmış. O mal varlığım işte satıldı. Etibank'tan kullandığım kredileri, kredilerin faizlerini kat be kat ödeyecek teminatları zaten vermişim. Yani kamuoyu ile hesaplaştım ben. Şu anda TMSF ile tasfiye aşamasındayız. Hesaplarıma bakıyorlar. Hesapları tasfiye ediyorlar. Bana bir şey sordukları yok. Ben onlara soruyorum zaman zaman ne olacağız diye.

Bir de sizin borcunuza indirim yapılacağından söz etmişti TMSF başkanı. Herkese yaptığımız indirimi kendisine de yapıyoruz diye. O neydi efendim?

Valla onun cevabını bana göre TMSF'nin vermesi daha doğru olur. Faizlerle büyümüş rakamlar. Gecikme faizi uygulamışlar. Yani faizde indirim daha yapmadılar. İnşallah yapacaklar.

Anlamadığım bir şey var. Sizinle Ciner arasında imzalanan gizli belgeyi TMSF'ye vererek Sabah ve atv'nin satışını sağladınız. Ve dolayısıyla borcunuzdan kurtuldunuz. Ciner bu belgeyi geçersiz kılan teslim ve imha protokolünü sundu mahkemeye. Bunun da gerçek çıktığını okuduk. Siz bu belgenin altındaki imzaların sahte olduğunu iddia etmiştiniz. Dolayısıyla size Ciner'e iftira atma suçundan kamu davası açıldığını da okuduk.

Bu konuda sizin de bahsettiğiniz gibi yürümekte olan bir dava var. Onun için bu konuda konuşmak istemiyorum.

Bu dava hangi dava? Size açılan dava mı?

Bizim onlara açtığımız dava, onların bize açtığı dava. Karşılıklı davalarımız var.

Sizin sunduğunuz o gizli belge mi doğru, yoksa onu ortadan kaldıran belge mi?

Bizim yaptığımız her şey doğru.

O belgeyi geçersiz kılan teslim, imha belgesi...

Öyle bir şey yok. Ben öyle bir belgeye imza atmadım. Bu haber yalnızca Habertürk'te çıktı. Kendi televizyonunda öyle dedi. Ben haklılığımı mahkemede kanıtlayacağım.

Yani mahkeme Ciner'in lehine öyle bir karar vermeden mi böyle uyduruk bir haber çıktı?

Evet evet.

O belgenin altında Önay Bey'in imzası olabilir mi?

Yani 1,1 milyar dolarlık bir varlığı, karşılıksız olarak tek bir imza ile niye ortadan kaldırsın? Yani işin pek mantığı yok.

Siz Sabah ve atv'ye ilk el konulduğu zaman Turgay Ciner'e o benim kara gün dostum demiştiniz.

Doğru doğru.

Aileme ve bana sahip çıktı dediniz.

Aileme sahip çıktı demedim. Bana yani işe sahip çıktı dedim. O arada işi başka türlü devam ettirmem çok zordu.

İşte iki yüz bin dolar bana maaş bağladı falan diye laflarınızı hatırlıyorum.

Öyle bir şey de demedim. Ben böyle şeyler konuşmam hiç.

Peki aranızdaki gizli belgeyi TMSF'ye vererek Turgay Bey'e kazık attığınızı düşünüyor musunuz?

Ben yanlış yaptığım kanaatinde değilim. Bu iş sonradan bir kafa koparma operasyonuna döndü. Dava devam ederken işi mahalle kavgasına döndürme niyetinde değilim.

Yavuz Semerci, "Dinç Bilgin'in tarihi birlikte iş yaptığı insanları eninde sonunda deşifre etmeye dayalıdır" diyor. Doğru mu söylüyor?

Öbür tarafa transfer ücreti ile geçtiği zaman söylediği laf bu.

Sırası geldiğinde açıklanacak başka gizli bir belge var mı diye sorsam kızmazsınız değil mi?

Kızarım, kızarım. Sanki böyle belge biriktiren, zamanı gelince dışarı çıkartan... Böyle bir şey olmadı. Benim bütün derdim Sabah'ı korumaktı. Çünkü tedbir konmuştu. Kağıtlarına el konmuştu. Mal alamıyordu. Çok zor durumdaydı. O zor durumda tek derdim, işin devamını sağlamaktı. İşin devamını sağlamak için belki de pek de uygun olmayan kimselerle iş yaptım. Ama onun sebebi o andaki çaresizliğimdi.

İnsanlar düşene bir tekme daha mı vuruyorlar?

Yok, çok iyilik yaptığım adamlar dönüp bana fenalık yaptılar gibi bir duygu içerisinde değilim ben. Böyle bir büyük ihanetin pençesine düşmüş zavallı Dinç filan, yok öyle şey. Öyle bir ruh halim hiç olmadı.

Sizin için burnu yere düşse almaz, çok kibirlidir derler. Doğru mudur?

Öyle görünüyordur. Bunun sebebi daha içine kapanıktım. Pek fazla insanlara açılamayan, bir miktar mahcubiyetim vardı. Öyle algılanıyor. Yani işte böyle etrafına bakmayan, yüz vermeyen filan.

Neden mahcubiyetiniz vardı?

Yetişme tarzıyla alakalı. Büyük hatalarımdan bir tanesi, insanları kırıp döktüm bir yerde. İstemeden, bilmeden.

Demek ki sizde çocukluktan kalan bir öfke, bir acı var.

Yo yo, değil. Yalnızlığımı yaşardım o zamanlar. Şimdi daha rahatladım.

Zafer Mutlu ile karşılaştığınız zaman içinizde hâlâ bir öfke kabarır mı?

Hayır hayır, geçti. Tamamen geçti. Onlar sonuçta kendi hayatlarını kurdular. Kimseye karşı yok öfkem. Onlar Sabah'tan ayrılıp ayrı bir gazete kurdukları zaman bir miktar kızdım. Hayal kırıklıklarım oldu. Ama baktım ki haklı sebepleri de var. Haklı da çıktılar.

Zafer Mutlu ile Mehmet Barlas arasında bir Güneş Taner polemiği yaşandı. Bu polemikte doğruyu kim söyledi?

Mehmet Barlas'ın söylediği doğru değil. Önünde diz çöktü falan öyle şeyler doğru değil. Orada meslek kazası vardı. Doğrudur. Sabah'ta bir haber yayınlandı. Güneş Taner ile güzel bir kızın ilişkisi var gibilerden. Ama bunları yazmamak lazım. Haberi veren de Semra Özal'dı. Yani o haberden hepimiz pişman olduk. Bazen meslekte oluyor öyle kazalar.

Bu kazadan kim sorumluydu?

Kızın da bakanın da ismi yazılmamıştı aslında. Sonra bakan kendi kontrol ettiği kamu kuruluşlarının Sabah'a ilan vermesini yasakladı. Buna tabii dolaylı olarak tepki gösterdik. Ama Zafer gitti, bakanın önünde diz çöktü, rica etti. Bunlar palavra. Bunun palavra olduğunu Mehmet de biliyor. Niye söyledi bilmiyorum. İnsanlar kızdıkları zaman birbirlerine kötü bir şey söylemek, onu yaralayacak bir şey söylemek ihtiyacı hisseder. Benim mesela öyle bir ihtiyacım kalmadı onu söyleyeyim. Eskiden işte o basın kavgaları olurdu. Başka gazeteler bize denmedik laf bırakmazlardı. Biz mukabele ederdik falan. Öyle duygularım kalmadı.

Çünkü gücünüz kalmadı.

Yalnız öyle değil. Şimdiki aklım olsa yaptırmazdım. Doğru şeyleri yazdırırdım. Kızdığım için canını acıtacak bir şey bulma gibi yollara izin vermezdim.

Fakat bu öyle bir kaza olmuş ki sizin sonunuzun belki de başlangıcı olmuş. Diyorsunuz ki bir röportajda, Güneş Taner bunun intikamını Etibank gibi ayıplı bir malı bize satarak aldı.

Doğru, doğru. O satmadı da, bize satılmasına göz yumdu. Bankayı aldıktan sonra bana şimdiye kadar ben senin bahçende oynuyordum, şimdi sen benim bahçemde oynuyorsun dedi. Yani muameleler bitmişti. Artık benim bahçemdesiniz. Benim elimdesiniz dedi.

Güngör Mengi hakkında ne düşünüyorsunuz?

Güngör benim çocukluk arkadaşım. Onun da ayrılmasına çok kızmıştım, üzülmüştüm. Ama bakıyorum şimdi karı koca mutlular. Kendi açısından doğru yapmış. Yani benimle beraber kalıp o kadar büyük sıkıntılar çekeceğine, kendisine yeni bir hayat kurmuş. Şimdi artık kendisine kızmıyorum. Kızgınlığımı içimde erittim.

Sizin yüzünüzden bir sürü çalışan mağdur oldu Sabah'ta...

Doğru.

Bunların haklarını nasıl öderim gibi bir vicdan azabınız var mı?

Hayır şöyle. Kendi başıma da gelmemiş olsaydı, çok zengin biri olsaydım hâlâ elbette o sıkıntıyı çekerdim. Ama dalga geldi, bize çarptı götürdü. Elimden bir şey gelmesi mümkün değil yani. O dalga çarpıp götürürken basının büyük bir kesimi de bundan büyük bir memnunluk duydu. Zaten hep böyle olur. Birine felaket gelince öbürleri sevinir. Sonuçta ben kendimle barıştım. Rahatım. Problemim yok. Sanırım en sonunda TMSF'nin yeni yönetimiyle de uzlaştım. Kamuyla da ilişkimi bitirdim. İşte en son SSK hesabını kapattık.


Yaşadıklarım beni daha demokrat yaptı

Oğlunuz Önay Bey size fiziki olarak çok benziyor. Dünyaya bakışınız da benzer mi?

Tabii dünyaya bakışımızda çok paralellikler var. Siyasi görüş olarak ben ona göre daha liberalim. O biraz daha merkeze yakın.

Çocuklarınız sizi hiç suçladılar mı?

Hayır hayır. Yani babalarının iddianamede söylenen suçları işleyecek birisi olmadığını onlar da pek iyi biliyorlar. Ben eminim suçlayanlar da biliyordu. Ben hatırlıyorum. Beni sorgulayan savcı, çok haklısınız Dinç Bey ama kamuoyu dedi, ne yapayım. Böyle bir Türkiye'ydi o zaman. İnşallah şimdi aynı Türkiye değildir. Şimdi içeridekiler açısından da söylüyorum. Yani Ergenekon'da çok ciddi şeyler olmaması mümkün değil. Bir sürü siyasi cinayet işlendi. Maktuller var ortada. Ama adalet terazisinin çok hassas tartması lazım. Yani böyle kamuoyu baskısı ile insanlar suçlanmamalı. Yine kamuoyuyla da suçları örtbas edilmemeli.

Eşiniz bu süreci nasıl yaşadı?

Bir miktar acı çekti. Ben yaşadıklarımdan pişmanlık duyan birisi değilim. İlginç şeyler yaşadım. Böyle durağan bir hayatta bana uygun bir hayat değildi. Hoşuma gider böyle şeyler. Bu olaylardan sonra dünyaya bakışım değişti. Daha demokrat oldum. Daha liberal oldum. Daha Avrupa Birliği yanlısı oldum. Türkiye artık bir Avrupa ülkesi olsun diyorum. Belçika gibi olsun. Hollanda gibi olsun.

Aman Belçika demeyin, bölünüyor, Belçika diye bir ülke kalmıyor.

Kalmasa bile Flamanya ile Valonya olur. O da pek büyük sorun olmasa gerek. Daha böyle dünya vatandaşı olalım, daha Avrupalı olalım. İşte 17 tane kızcağız öldü. Ona da başka bakalım. Çocuk haklarından bakalım. Oraya göndereceksek çocuklara da soralım. Yani çocuklar yalnız anne babalarının malı değil. Mesela liberal takılanların bir kısmı bunu da görmüyorlar. Sağ basın hiç görmüyor maalesef.

Bunların sizin yaşadığınız kişisel sıkıntılarla bağını kuramadım.

Yani gazete sahibi olmaya devam etseydim belki bunları düşünme vaktim olmayacaktı. Belki de o kavgalar gürültüler arasında daha farklı bir kişiliğim olacaktı. İnsanların yaşlandıkça kişilikleri değişiyor. Daha katılaşıyorlar. Hele böyle bir iş kavgası içindeyse çok farklı oluyor.

Yaşadığınız sıkıntıların size bu fırsatı verdiğini düşünüyorsunuz...

Tabii tabii. Ne diyorlar daha kamil insan ol. Ben kendime böyle iltifat etmeyeyim de şimdi eleştirirken insanları daha insaflıyım. Eskiden değildim. Daha sabırsızdım. Yani daha az haksızlık yapma çabam var. Eskiden daha hoyrattım. Biliyorum, hissediyorum yaptıklarımı.

NURİYE AKMAN

_________________
Yoruldum her sabah, dönüşüne dair düş görmüş olarak uyanmayı hayal etmekten.
Ben yalanına bile razıyım artık seninle ilgili her şeyin. Bir umudun, bir güneşin...

Yürek sancımın tek refakatçisi, sözcüklerimin yegane bekçisi..
Aldırma satırlarıma bulaşmış hüzün rutubetine.
Önemseme kendimle olan savaşın galibine.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://med-cezir.eniyiforum.org
mcnn38
Admin
avatar

Erkek
Yaş : 37 Kayıt tarihi : 04/09/08 Mesaj Sayısı : 1871 Nerden : Geliyon İş/Hobiler : Yaşamak Lakap : GARİB

MesajKonu: Geri: [Dinç Bilgin] Yaşadıklarım beni daha demokrat yaptı Çarş. 17 Eyl. 2008, 11:11

Dinç Bilgin, Bebek'te Eliyeşil korusu içindeki villalardan birinde oturuyor. Oğlu Önay Bilgin, babasının bu evi çok sevmediğini söylerken Dinç Bey, eskiden beri göçebe yaşadığını, eşi, kedileri ve bir yardımcı ile birlikte kaldığı bu evle ilgili sıkıntısı olmadığını belirtti. Ancak bahçede, hatta arka planda denizin göründüğü pencere önünde fotoğraflanmak istemedi.





Sakindi. Alçak sesle konuştu. Cümleleri çok kısaydı. Siz okurken fark etmeyeceksiniz ama onları bir paragraf haline getirebilmek için çok soru sormak durumunda kaldım. Yeni bir polemik konusu çıkarmaktan özenle kaçındı. Sükûnetinin altında fırtınalar varsa bile onu hissettirmedi. Kendiyle de kamuoyuyla da hesaplaşmasını bitirdiğini düşünüyordu. Medyada yeniden var olmayı arzuluyor ama hayal ile gerçek arasındaki farkı biliyor görünüyordu. Bu konudaki planlarını paylaşmadı. Geçimini nasıl sağladığını da öğrenemedim. Çünkü bu sorunun kendisini aşağıladığını düşünerek cevaplamak istemedi. Bir de Turgay Ciner'le davalık oldukları şu meşhur gizli belge meselesini tam konuşamadık. Kalp kırık olunca, diyalog da kırılıyor. Dokuz yıl boyunca ekmeğini yediğim patronumla daha iyi koşullarda görüşmek isterdim. Umarım bir gün o da olur...


Efendim son sekiz yılı nasıl geçirdiniz? Kendinizi nasıl hissediyorsunuz?

Biraz geçmişin muhasebesini yaptım. Rahat özeleştiri yaptığım için fazla sorunum olmadı kendimle hesaplaşırken. Çok hareketli bir hayattan sonra durağan bir hayata geçtim. Tembelliği bir miktar sevdim.

Kendinizi patron gibi hissediyor musunuz yine de.

Evet yani insan kendisini alıkoyamıyor o duygudan. Tabii ara sıra gerçeklerle karşılaşıp hayal kırıklığına uğradığım oluyor. Gazete sahibi olmak dehşet keyifli bir şey. Ama eski gazete sahibi olmak da o derece fena bir şey. Yani herkesin hesabı olan bir adam oluyorsunuz. Hoş bir şey değil.

Bir dönem medya patronlarının kamu ihaleleri başta olmak üzere her şeye köpek balıkları gibi saldırdıklarını söylemiştiniz. Köpek balığı olmayı özlediniz mi?

Bunu bir özeleştiri gibi görün. Kimseye söz söyleme hakkımı bulamıyorum kendimde. Böyle bir özlemim de yok.

Sabah ve atv'yi yeniden almayı istemiyor musunuz?

Bu arzu hep vardı. Hiçbir zaman azalmadı. Ama geçen zamanda daha realist oldum. Yani bu işin benden çok fazla uzaklaştığını gördüm. Şimdiki ilgim, her ikisini de ben kurdum. İnsanın kendi çocuğunun geleceği gibi. İlgim profesyonel düzeyde. atv'nin haberlerine, programlarına iyi mi yapmışlar, kötü mü yapmışlar diye bakıyorum. Sabah'a bakışımda yine aynı şekilde gazete ne kadar özünden kaybediyor, ne kadar özüne ilave yapılıyor şeklinde. Tabii tarafsız olmam mümkün değil. Ben olsaydım çok daha iyi yapardım.

Mesela neresi size batıyor?

Gazetenin yeni sahiplerini de kırmak istemiyorum. Benim gazete sahipliği anlayışımla şimdi yeni gelenlerin anlayışı arasında çok derin farklılıklar var. Sabah sıfırdan başladı, büyüdü, gelişti, olgunlaştı, karakteri de bu arada meydana geldi. Bu işlemin içinde, bu yeni gelenlerin hiçbirisi yok. Profesyonel anlamda hiçbiri gazeteci değil. Şimdi meslekten olmayanların çıkarttığı bir Sabah var. Benim büyük eleştirim o. Niyetleri iyi olabilir. Ama meslekten değiller.

Bu, Sabah'ı ne hale getiriyor?

İşte nasıl oluyor, gazete satış erozyonuna uğruyor. Sabah uzun yıllar Türkiye'nin en çok satan gazetesiydi. Hoş, benim başıma gelen felaketlerden sonra yani el değiştirmeden önce birinciliğini kaybetti. Şimdi orada gazeteyi yapan profesyonel arkadaşlar var. Onları da kırmak arzusunda değilim. Onlar da ellerinden geldiği kadar yapıyorlar. Sorun orada çalışan profesyonellerde değil. Bu iş lokanta sahipliği gibi bir şey. Hangi yemeğin o lokantaya gideceği, gitmeyeceğini bilecek. Gazete sahibi bir miktar tattan, lezzetten anlayan adam olacak. Onlar şimdi yok tabii.

Sıfırdan başlayarak yeniden bir medya imparatorluğu kurma gibi bir hayaliniz var mı?

Realist olarak bakarsak böyle bir şey mümkün değil. Ama hayalim tabii var.

Bu hayal mi sizi yaşatıyor?

Yok öyle bir şey. Kendimle barışığım.

Alaattin Kaya ile yeni bir gazete çıkaracağınız doğru mu?

Hayır.

Erken öten horozun başı kesilir diye mi böyle söylüyorsunuz?

Yok canım öyle bir şey. Uydurmasyon bu haberler. Yanlış anlamayın Alaattin Bey'i severim. Arkadaşım, dostumdur yani. (NA'nın notu: Bu haberler uydurmasyon değil. Var böyle bir şey. Ancak olgunlaşmadı henüz.)

Bu hayatta oynadığınız rol güç savaşçılığı oldu. Bundan vazgeçemezsiniz diye düşünüyorum.

O doğru değil. Ben üçüncü kuşak gazeteciyim. Benim dedem de, babam da gazete sahibi. Gazetecilik bizim için bir meslek. Ben güce meraklı değildim. Ankara'ya gidip gelen, devlet erkanı ile konuşan bir insan olmadım.

Siz olmadınız ama Zafer Bey ,Sabah adına böyle oldu.

Evet yani. Belki işleri icap etti. Ama bakarsanız o dönemde siyasiler de medyacı olmuştur. İşi karıştıran yalnız gazeteciler değildi.

Yoksa güçten yoruldunuz mu?

Dediğim gibi benim güç merakım yoktu. Ama gazete sahipliğinin doğal sonucu da güç. Hatta zaman zaman kontrolsüz güç. O da doğru. Gazetedeki arkadaşlarım gücün belki bir miktar şehvetine kapılmışlardır. Kapılmamaları da mümkün değil. Ama öyle bir şeyim olmadı benim. O gücü kaybettiğimden dolayı bir üzüntü duyduğum da söylenemez. Hatta bundan bir ay önceki Türkiye'yi düşündüğüm zaman iyi ki gazete sahibi değilim dediğim oldu.

Ne bakımdan?

Kapatma davaları, Ergenekon davaları falan. O sırada gazete sahibi olmak pek tatlı bir iş olmasa gerek. Haberleri iyi veremediler gazeteler. Ama haberleri iyi verenin de başı derde girerdi. Bir kısmı bazı olaylardan çok sevinir göründü. Bir kısım da çok üzülür göründü. Benim gazetecilik anlayışıma göre gazeteci ne sevinecek, ne üzülecek. Haber verecek o. New York Times gibi davranacak. Washington Post gibi davranacak.

Ama sizin döneminizde de böyle değildi ki. Şimdi dışarıdan bunu söylemek kolay.

Doğru. Ben Cumhuriyet Halk Partisi muhalefeti gibiyim. Çok rahat her şeyi tenkit ediyorum. Ama hiçbir şey yapmıyorum. Bir sorumluluğum yok yani.

Parti kapatmayla ilgili bir değerlendirme yapmak ister misiniz?

Yedi oy olsaydı parti kapatılacaktı. Yedi kişi bir tarafta, yetmiş milyon kişi bir tarafta. Böyle bir gücün kimsede olmaması lazım. Bu bakımdan sonuç hayırlı oldu. Türkiye yeni bir anayasa yapmalı. Daha demokrat, daha liberal olmalı. Avrupa'ya dönük olmalı yüzü.

Şirketlerinize el konulması bir statü kaybına yol açtı mı? Çevreniz değişti mi?

Tabii tabii. Bunu bir hayal kırıklığı olarak görmeyin bende. Eskiden daha fazla dışarıda dolaşan birisiydim. Daha böyle içime kapandım. Ama güçlü zamanımda hep beni davet ederlerdi, şimdi etmiyorlar gibi bir duygu içinde değilim. Dostlardan ihanet görmedim.

Bir söyleşinizde iyi yaşama hastalığına yakalanmıştım, işte kırk metre yatım, özel uçağım vardı diyordunuz. Bu hastalığı nasıl kaptınız?

Gerçekten çok çalışıp, çok para kazanan insanların iyi yaşama özgürlüklerinin olması lazım. Ben sonunda başarısız olduğum için, sonunda işimi kötüye götürdüğüm için kendime özeleştiri yapacağım. Başkasına değil. Yani şimdiki aklım olsaydı yaptıklarımı yapmazdım. Değişim var tabii bende. İyi yaşama hastalığı insanı daha dalgacı, daha birazcık tembel yapıyor. İşinde gerektiği şekilde ilgilenmekten alıkoyuyor. Yani daha fazla işimle ilgilenirdim. Kırk metre yatla gezecek yerde daha çok İstanbul'da olurdum. Öyle söyleyeyim.

Şu anda bir kira evinde oturuyorsunuz değil mi?

Evet.

Ne kadar ödeniyor buraya? Sorabilir miyim?

Sormasanız daha iyi olur.

En pahalı şarapları içerken şimdi fiyatına dikkat mi ediyorsunuz?

Beni Ertuğrul Özkök ile karıştırmayın. Böyle güzel şarap içmeye merakım hiç olmadı. Özel hayatı renkli olan birisi değilim. Eskiden eve gelip kitap okur, televizyon seyrederdim. Şimdi de eve gelip televizyon seyrediyorum. Hayatımın o kısmında pek bir fark olmadı.

Pahalılık ve ucuzluk kavramlarınızda bir değişiklik oldu mu?

Hayır. Eskiden de böyle sürekli cebinde para taşıyan, para harcayan birisi değildim. Şimdi de öyleyim.

Şimdi geçiminizi nasıl sağlıyorsunuz?

Buna da cevap vermesem daha iyi.

Neden?

Kendimi biraz aşağılanmış hissediyorum.

Bir yerden size bağlanan bir şey, elinizde hâlâ tuttuğunuz bir şirket var mı?

Hayır hayır öyle bir şirket yok.

Gazeteciliğin dışında size para getirebilecek beceriniz var mı?

Hayır hayır.

Zor günler için yurtiçinde, yurtdışında birtakım zulalar?

Hayır, zor duruma geleceğim hiç aklıma gelmedi.

O zaman borçla yaşadığınızı yazabilir miyim?

Hayır hayır.

Nesim Malki'nin alacak listesinde adınız geçiyor.

Ben adamı hiç hayatımda görmedim. Öldürülene kadar adını da duymadım. Tamamen uydurma. 28 milyar dolardan bahsediliyor. İsrail'den gelen para diye. İsrail'i satsanız o para etmez. Deli saçması.

Maaş verdiğiniz insanlar var mı?

Şoförüm var. Bir de evdeki yardımcımız.

Bir röportajınızda kızınızın ve eşinizin namaz kıldığını öğrendik. Sizin namazla ilişkiniz nasıldır?

Yoktur benim. Allah'a inancım var ama dindar birisi değilim.

Sizin için hep Sabetaycı, dönme derler. Aslı nedir?

Onlar Yalçın Küçük'ün hikâyesi. Valla o konuda hiç bilgim yok kendimle ilgili. Sabetaycı bilmem ne hikayesini İstanbul'a gelene kadar hiç duymamıştım. Böyle bir şey bilmiyorum. Ama Sırp dönmesi olduğumuz doğru. Sokullu'nun ben 101. torunuyum. Vakıflar'dan 110 kuruş mu ne, öyle bir maaşım var. Tabii almıyorum.

Peki Sırp dönmesi ne demek?

Sokullu öyle canım, ne yapayım yani. 15. yüzyılda devşirilmiş. Sırp dönmesi dediğim devşirme yani. Onun dışında Yahudi dönmesi; onu bilmiyorum. Etimolojik köklerimi araştırmadım. Ama Yalçın Küçük ne bileyim, büyük dedesi Viking bile diyebilirdi. Eskimo diyebilirdi.

Bir hikâye anlatılır. Yunanlılar İzmir'e geldiğinde Yunan bayrağı çekilmiş Yeni Asır'a filan.

O sırada Mehmet Barlas bize kızmıştı. Onun söylediği bir şey. Yunanlılar bildiğim 1920'de mi girdiler, kaçta girdiler. O zaman daha ne Yeni Asır var, ne bir şey var. Ben 40 doğumluyum. Nasıl Yunan bayrağı sallayayım. Ne diyeyim başka?

Dedenizin gazetesi var mıydı İzmir'de o zaman?

Hayır yok. Selanik'te 1895'te çıkmış Asır diye. 1925'tir zannediyorum Yeni Asır'ın İzmir'de çıkmaya başlaması.

Peki Mason musunuz?

Hayır.

Neden değilsiniz?

Hiç teklif etmediler valla.

Etselerdi olur muydunuz?

Hayır. Bir tarihte İzmir'de genç gazete patronuyken Rotaryen olmuştum. Fakat hiç toplantılara iştirak etmediğim için ihraç ettiler. Onun dışında öyle bir şeye girip ayin yapmak çok komik gelir bana.

_________________
Yoruldum her sabah, dönüşüne dair düş görmüş olarak uyanmayı hayal etmekten.
Ben yalanına bile razıyım artık seninle ilgili her şeyin. Bir umudun, bir güneşin...

Yürek sancımın tek refakatçisi, sözcüklerimin yegane bekçisi..
Aldırma satırlarıma bulaşmış hüzün rutubetine.
Önemseme kendimle olan savaşın galibine.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://med-cezir.eniyiforum.org

[Dinç Bilgin] Yaşadıklarım beni daha demokrat yaptı

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var: Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Ay ve Güneş :: DÜNYA VE ÜLKEMİZDE YAŞAM :: Sosyal Hayat & Medya :: RÖPORTAJ -

/

Yeni bir forum kurmak | © phpBB | Bedava yardımlaşma forumu | Suistimalı göstermek | Ücretsiz bir blog yaratın