Ay ve Güneş

/

 
AnasayfaAnasayfa  GaleriGaleri  SSSSSS  AramaArama  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  Video BölümüVideo Bölümü  
SIK KULLANILAN BÖLÜMLER
Tıkla Dinle Kutucukları & Maneviyat& Aşk ve Sevgi & Lakırdı Ovası & SEYR-i ALEM & DİVAN-I EDEBİYAT
GİTMEK İSTEDİĞİNİZ BÖLÜMÜN İSMİ ÜZERİNE TIKLAYIN
EN SON GÖNDERİLEN 10 MESAJ
Konu Yazan GöndermeTarihi
C.tesi 17 Haz. 2017, 13:04
Perş. 25 Mayıs 2017, 09:45
Cuma 12 Mayıs 2017, 09:58
Cuma 12 Mayıs 2017, 09:56
Perş. 04 Mayıs 2017, 09:33
Salı 25 Nis. 2017, 09:47
Çarş. 19 Nis. 2017, 09:57
Perş. 30 Mart 2017, 09:46
Perş. 23 Mart 2017, 09:03
Ptsi 20 Mart 2017, 09:18

KULLUK VE KADER

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek
Yazar Mesaj
mcnn38
Admin
avatar

Erkek
Yaş : 37 Kayıt tarihi : 04/09/08 Mesaj Sayısı : 1871 Nerden : Geliyon İş/Hobiler : Yaşamak Lakap : GARİB

MesajKonu: KULLUK VE KADER Cuma 17 Ekim 2008, 16:28


Kader konusu; daha Hz. Resûlullah döneminden beri mahiyet itibariyle tartışılan ve künhüne tam anlamıyla varılamayan derin bir konu olagelmiştir.

Varlık adına herşey Allah’a ait olup yegane Hâlik, Fail ve Mürid olan Allah’tır. Hür irademiz bile küllî iradenin içerisinde olduğu halde bu herşeyi kuşatan küllî iradenin neticesi olan takdir-i ilâhî hakkında söz söylemek dipsiz bir kuyuya inmek olacaktır.

Bu sebeple Hz. Resûlullah Efendimiz (sav) kader üzerinde ileri geri fikir beyan etmekten sahabileri men etmiştir.

Sonraki dönemlerde selef bu konuyu irdelememiş fakat, İslâm Ordusunun fetihlerinin genişlemesiyle beraber yeni yeni kültürlerle münasebetler başlamış, bilhassa hıristiyan ve yahudi toplumların bu konudaki soruları artmaya başlamıştı. İslâm’ın şartlarını yerine getirme ya da günahlarından dönme zorluğu çeken bazı yeni müslümanlar, bir de bunca yeni müslümanın eğitim ve öğretiminin nasıllığı üzerinde acziyete düşen bazı ilim erbabı, insanın elinde hiçbir irade olmadığını, bu yönden insanın rüzgarla sürüklenen bir yaprağa benzediğini, dolayısıyla kişinin yaptığından sorumlu olmayacağını savundular. Böylelikle sorumluluk duygusundan kendilerini kurtarıp, her türlü eksik sıfatlarını Allah’a izafe ettiler.

Başka bir grup ise yaptıkları her iyiliği ve kötülüğü kendilerine izafe ederek Allah’ın lütuf, inayet ve kudretini bir kenara ittiler. Kaderi de reddederek Allah’ın küllî iradesini sezip kavrayamadılar.

Ehli sünnet âlimleri ise orta bir yol izleyerek; insanın cüz’î iradesinin varlığını, bu iradeyle hayır veya şerri dilediğini, Cenab-ı Hakk’ın da hayrı ya da şerri içeren fiilleri yarattığını ortaya koymuşlardır.

Mutasavvıflar ise Ehli sünnetin görüşüne Allah ile aralarında vaki olan edebi çok güzel yedirerek en isabetli ve verimli düşünüşe sahip olmuşlardır. Fiil olarak, günahlarını ve amelsizliklerini Allah’a izafe etmek şöyle dursun; her günahtan kaçınıp her güzel ameli de huşû ile yapma gayretine girmiş, bu güzelliklerini de kendi eserleri değil Allah’ın lütfu olarak görmüşlerdir. Kendilerinden sadır olan hatâda ise boyun büküp tevbe etmeyi, göz yaşı dökmeyi tercih etmişlerdir. Bu düşünce ve hayat tarzlarıyla beraber Allah’ın küllî iradesi hakkında yanlış bir beyanda bulunmak veya O’na eksiklik izafe etmekten; cüz’î-külli irade sınırını beyan etmekten uzak durmuşlardır.

Başlarına gelen her iyilik veya belâda Allah’ın iradesini gözlemeyi ve bu iradeye râm olmayı, oluşa iştirak etmeyi, o küllî kader çizgisinde yine yüce Allah’ın belirlediği noktaya doğru seyrederek orada yer almayı murad etmiş ve küllî iradeye bu uyumun neticesi olmak üzere Allah’ın lütuf kapıları kendilerine açılarak birçok nimete gark olmuşlardır. Bu nimeti üzerlerinde görenler, bu iman ve ibadet dolu, edep dolu hayatı onlarda görenler, kader çizgilerini bu Allah dostlarıyla birleştirmek suretiyle Cenabı Hakk’ın kader programına ayak uydurma noktasında isabet etmişlerdir.

Kader noktasındaki bu anlayış ve yaşayışın bir çok faydaları vardır:
Cenabı Hakkın koyduğu irade sınırına tecavüz ederek hatâya düşülmemiş olunur.
Kötü sıfatların Allah’a, yine iyi sıfatların insana izafesiyle düşülen sorumsuzluk, başıboşluktan ve de kibirden emin olunur.

Bu mantalite kişiyi, her güzelliği yaşama, her çirkinlikten uzak durma cehd-ü gayretine götürür. Bunun sonucunda ise Rıza-i Bâri vardır.

Hakikî teslimiyet ve de Allah’a, dostlarına ve kullarına karşı hatâ etmemek, yani Allah’ın takdir ettiği güzel çizginin dışına çıkmamak bu mantalitede gizlidir.

Bu mantık ve yaşayış, kişinin kendisinden emin olmamasını ve dinine, dininin gerek ve ibadetlerine alışmamasını sağlar. Böylelikle insan her an kendisini yeniler ve kemâle doğru seyreder. Aksi ise kişinin ya aşırı hırslı ya da nemelazımcı olmasına yol açar.

Bu ilâhî oluşu görmek, kişiyi insanların da seviyelerini bilmeye, dolayısıyla onları şu anki haliyle kabullenip, seviyelerini, Allah’ın rıza ve kaderine uyumlarını azamî nispette sağlamaya sevkeder. Bunun neticesi ise insanlık seviyesinin yükselmesi, kardeşlik ve huzurun teminidir.

Zıddı ise bencilliğin, kavga ve anarşinin, sevgisizliğin davetçisidir.

_________________
Yoruldum her sabah, dönüşüne dair düş görmüş olarak uyanmayı hayal etmekten.
Ben yalanına bile razıyım artık seninle ilgili her şeyin. Bir umudun, bir güneşin...

Yürek sancımın tek refakatçisi, sözcüklerimin yegane bekçisi..
Aldırma satırlarıma bulaşmış hüzün rutubetine.
Önemseme kendimle olan savaşın galibine.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://med-cezir.eniyiforum.org

KULLUK VE KADER

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var: Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Ay ve Güneş :: RUH UFKU :: Sohbet-i Canan :: İmanın Getirdikleri ve Gerektirdikleri -

/

Yetkinforum | © phpBB | Bedava yardımlaşma forumu | Suistimalı göstermek | Ücretsiz bir blog yaratın