Ay ve Güneş

/

 
AnasayfaAnasayfa  GaleriGaleri  SSSSSS  AramaArama  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  Video BölümüVideo Bölümü  
SIK KULLANILAN BÖLÜMLER
Tıkla Dinle Kutucukları & Maneviyat& Aşk ve Sevgi & Lakırdı Ovası & SEYR-i ALEM & DİVAN-I EDEBİYAT
GİTMEK İSTEDİĞİNİZ BÖLÜMÜN İSMİ ÜZERİNE TIKLAYIN
EN SON GÖNDERİLEN 10 MESAJ
Konu Yazan GöndermeTarihi
C.tesi 17 Haz. 2017, 13:04
Perş. 25 Mayıs 2017, 09:45
Cuma 12 Mayıs 2017, 09:58
Cuma 12 Mayıs 2017, 09:56
Perş. 04 Mayıs 2017, 09:33
Salı 25 Nis. 2017, 09:47
Çarş. 19 Nis. 2017, 09:57
Perş. 30 Mart 2017, 09:46
Perş. 23 Mart 2017, 09:03
Ptsi 20 Mart 2017, 09:18

Sabrın sonu mutlaka selamet midir?

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek
Yazar Mesaj
emiroğlu




Yaş : Kayıt tarihi : 09/09/08 Mesaj Sayısı : 589 Nerden : İş/Hobiler : Lakap : amcasını arıyor

MesajKonu: Sabrın sonu mutlaka selamet midir? C.tesi 08 Kas. 2008, 19:50

Mehmet Akif Ersoy, Safahat adlı kitabında Asr Suresi'ni özetlerken şöyle söylüyor:"Allah'ın 99 tane esması var, En başında hak.


Ne büyük şey kul için,
Hakkı tutup kaldırmak.
Hani ashab-ı kiram,
Birbirlerinden ayrılırken,
Mutlaka Vel Asr Suresi'ni
Okurlarmış bu neden,
Çünkü meknundur (gizlidir)
O surede esrar-ı felah
En başında iman-ı hakiki geliyor,
Sonra amel-i salih,
Sonra hak, sonra sebat.
İşte kuzum insanlık...
İşte bu dört şey sende birleşti mi,
Yoktur hüsran sana artık."

Koruk üzüm sabreder, tulumba tatlısı gibi olur. Kuzular sabreder, koyun olur. Ağaçlar sabreder, kilo kilo meyve verir. İnsanlar sabreder, mutlaka kazanır. Sabır, insanı kurtaran bir sırdır.

Eyyub (as)'un kıssası İslam dünyasında meşhurdur. Evini, yakınlarını kaybedip pek çok ağır imtihanlar geçiren Eyyub peygamberin en nihayetinde vücudunda yaralar çıkmış, bu yaralar zamanla kurtlanmış. Eyyub (as) bu durumda bile "Benim vücuduma bu yaraları açan, bu kurtları düşüren Allah'tır." diyerek Allah'ın verdiğine razı olmuş. Günler sonra ağzında yaralar çıkınca Rabb'ine yalvarmış, "Allah'ım verdiğin her şeyi kabul ediyorum. Bu hastalığı da veren sensin. Fakat yaralar dilime ulaştı. Senin adını zikredemez oldum. Bana şifa ver. Zikir için senden şifa istiyorum..."

Bu duadan sonra Eyyub (as) hemen şifa bulmuş. Bu hadiseleri duyan bazı kimseler diyorlar ki: "Biz de dua ediyoruz amma sıkıntılarımız, dertlerimiz geçmiyor!"

Dua o dua da, ağız o ağız değil... Biz ne isteyeceğimizi bilmiyoruz, yanlış şeyler istiyoruz. Sıtma tutmuş bir adama doktor gelir der ki, sen kinin (hap) yutacaksın, fakat hasta der ki bana su ver, hâlbuki ona su değil ilaç lazım. İşte hasta veya dertli, neyi istediğinin farkında değildir. Gelen devanın da aslında ne kadar hayırlı olduğunu bilemez. Bunun için bizim duamız şöyle olmalıdır: "Ya Rabb'i benim hakkımda neyin iyi olacağını bilemem. Maddi manevi dertlerimin dermanını bilemem. Belki bu dert benim için daha iyi bilemem ki; beni rızana muvafık noktada bulundur. Sağlıklı olup plajda denize girmek mi iyi, hasta olup yerimizden kalkamamak mı? Burada oturmak iyi ama sabır lazım... O sabrı da Allah'tan isteriz."

Geçenlerde bir arkadaş geldi, dedi ki: "Krizden dolayı işyerinde gerginlik var. Dua ediyorum, şu kriz atlatılsın diye..." Ona dedim ki: "Kardeşim, Allah'ın yarattıklarında kötülük yoktur. İnsanın yaptığı işlerde kötülük vardır... Evlerde, işyerlerinde öyle israf var ki, bu kriz insanların derlenme toplanmasına yardım eder, demek ki kriz lazım." Allah yarattığını yönettiğini bilir.

Çilekeş şairimiz Necip Fazıl çok hapis yatmıştır. Hapisteyken çok rahatsızlıklar geçirmiştir. Onlar mukaddes çilenin meftunlarıydı. Hanımı Neslihan Hanım, Fransız filolojisi mezunuydu, Fransızcayı çok iyi bilirdi. Yaşadığı onca sıkıntıya rağmen eşine hiçbir gün "Bu ne biçim hayat!" dememiştir. Her zaman kocasının yanında olmuştur. Necip Fazıl Toptaşı Cezaevi'nde yatarken, Neslihan Kısakürek, bir gaz tenekesiyle Üsküdar'dan Toptaşı'na yürüyerek gaz götürürdü. Onlar bu zorluklara Allah için katlandılar. Allah rahmet etsin...
Bir arkadaş vardı, sağlıklıyken onun için düşünürdüm ki: "Ne berbat adam, ibadet yok, dinle meşguliyet yok." Amma öyle ağır bir hastalığa yakalandı ki, öyle tahmin ediyorum bütün günahları döküldü, sonra da öldü gitti. Acaba nasıl bir iş yapmış ki Allah ona böyle lütufta bulundu diye düşündüm.

İnsanız, başımıza pek çok hadiseler, dertler, problemler gelebilir. Sabredeceğiz. Sabretmeyip ne yapacağız? Allah'ım bu dertleri senin için çekiyorum, diye dua edersek, makamımız yükselir, cennete liyakat kesbederiz...
Bediüzzaman buyurmuş ki, "Sen, kendine malik değilsin. Kendi hayatını kendine yükleyip zahmet çekme; çünkü hayatı veren O'dur. İdare eden de O'dur. Sen misafirsin, fuzuli olarak karışma, karıştırma! Yaptığı her işinde bir nevi lütuf var." (32. Söz)
hekimoğlu ismail
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
mcnn38
Admin
avatar

Erkek
Yaş : 37 Kayıt tarihi : 04/09/08 Mesaj Sayısı : 1871 Nerden : Geliyon İş/Hobiler : Yaşamak Lakap : GARİB

MesajKonu: Geri: Sabrın sonu mutlaka selamet midir? Paz 09 Kas. 2008, 14:28

muhteşem bi yazı "hekimoğlu ismail" döktürmüş yine Allah razı olsun..


ellerine sağlık emiroğlu paylaşım için... ihi

_________________
Yoruldum her sabah, dönüşüne dair düş görmüş olarak uyanmayı hayal etmekten.
Ben yalanına bile razıyım artık seninle ilgili her şeyin. Bir umudun, bir güneşin...

Yürek sancımın tek refakatçisi, sözcüklerimin yegane bekçisi..
Aldırma satırlarıma bulaşmış hüzün rutubetine.
Önemseme kendimle olan savaşın galibine.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://med-cezir.eniyiforum.org

Sabrın sonu mutlaka selamet midir?

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var: Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Ay ve Güneş :: RUH UFKU :: Sohbet-i Canan :: Hekimoğlu İsmail Yazıları -

/

forum kurmak | © phpBB | Bedava yardımlaşma forumu | Suistimalı göstermek | Ücretsiz blogunuzu yaratın