Ay ve Güneş

/

 
AnasayfaAnasayfa  GaleriGaleri  SSSSSS  AramaArama  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  Video BölümüVideo Bölümü  
SIK KULLANILAN BÖLÜMLER
Tıkla Dinle Kutucukları & Maneviyat& Aşk ve Sevgi & Lakırdı Ovası & SEYR-i ALEM & DİVAN-I EDEBİYAT
GİTMEK İSTEDİĞİNİZ BÖLÜMÜN İSMİ ÜZERİNE TIKLAYIN
EN SON GÖNDERİLEN 10 MESAJ
Konu Yazan GöndermeTarihi
C.tesi 17 Haz. 2017, 13:04
Perş. 25 Mayıs 2017, 09:45
Cuma 12 Mayıs 2017, 09:58
Cuma 12 Mayıs 2017, 09:56
Perş. 04 Mayıs 2017, 09:33
Salı 25 Nis. 2017, 09:47
Çarş. 19 Nis. 2017, 09:57
Perş. 30 Mart 2017, 09:46
Perş. 23 Mart 2017, 09:03
Ptsi 20 Mart 2017, 09:18

TETİKÇİLER VE AYNI SONLAR

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek
Yazar Mesaj
emiroğlu




Yaş : Kayıt tarihi : 09/09/08 Mesaj Sayısı : 589 Nerden : İş/Hobiler : Lakap : amcasını arıyor

MesajKonu: TETİKÇİLER VE AYNI SONLAR C.tesi 29 Kas. 2008, 14:57

Aslında onlar da her zaman namlunun ucundaydı. Bir tek gayeleri vardı o da uğruna yemin ettikleri, gönül koydukları davaya sonuna kadar sadık kalmak ve



AC_FL_RunContent( 'codebase','http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=7,0,19,0','width','200','height','160','hspace','20','vspace','20','align','right','src','reklam/bankasya_0708_kredikarti_aksiyon_sitegeneli_200x160','quality','high','pluginspage','http://www.macromedia.com/go/getflashplayer','movie','reklam/bankasya_0708_kredikarti_aksiyon_sitegeneli_200x160' ); //end AC code








bu uğurda gözünü budaktan sakınmamaktı. Siyasi kargaşalarla dolu her dönemin aranan insanları oldular. Onlarla muhalifler bertaraf edildi, istenilen hedeflere ulaşıldı ya da zaman zaman hedef şaşırtıldı.

İnandıkları dava onlar için herşeyin önündeydi, ya da onlara öyle telkin edilmişti. Bir kahraman mıydılar? Hayır. Ancak onlar kendilerini hep öyle sandılar. Siyasi çalkantılara yolaçan esrarengiz cinayetlerde tetiği düşürürken hep çok büyük bir görevi yerine getirdiklerini düşündüler. Onlar fedakardı, gözüpekti, fedaiydi ve az biraz “delice”ydiler. Rütbeleri, apoletleri, makam mevki sahibi olmaları onların çeteci, komitacı, tetikçi olmalarına engel olamadı. Kimi asker kökenli, kimi emniyetçi, kimi memur, kimi de başıbozuktu. Çoğu kez iyi eğitimli, soğukkanlı, disiplinli ama sonuçta aşırı derecede ihtiraslı ve acımasızdılar. “Başıbozuk” tabir edilenleri puslu vakitlerde en sinsi pusuları kurdu ve acımasızca tetik çektiler.

“Ya devlet başa ya kuzgun leşe” anlayışıyla hep en önde yer aldılar. Devlet–i ebed müddet için yaptıkları herşeyi meşru gördüler. Vatan için ölmek de vardı, ancak kısmetlerine hep öldürmek düştü!

Meçhul failler

Günümüze de ışık tutan tetikçilik–fedailik kavramı bu asrın başlarına dek uzanıyor. Osmanlı’nın son döneminde özellikle Balkan yenilgisinin ardından ordunun siyasete iyice girmesi “komitacı–çeteciler” arasındaki iktidar mücadelesini zirveye taşıdı.

Hasan Fehmi Bey Serbesti gazetesinin başyazarı idi. 1909 yılının kargaşalı “terakki” günlerinde köprü üstünde güpegündüz öldürüldü. Bu cinayet Balkanlar’ın kaynadığı, azınlıkların gemi azıya aldığı dönemde Osmanlı siyaset gündemine bomba gibi düştü. Hasan Fehmi Bey İttihatçılara muhalifti. Cinayet nedeniyle Meclis–i Mebusan’da hararetli tartışmalar oldu. İstanbul mebusu Zöhrab Efendi, ikindi vakti köprü üstünde cüretkar bir şekilde işlenen cinayetle ilgili ilginç sözler söylüyordu: “Komitacılar, cinayet için köprüyü boşaltacak kadar nüfuz sahibidirler!”. Cenaze müthiş bir kalabalık tarafından kaldırılıyor Darülfünunlu gençler nümayiş yapıyordu. Hukuk Mektebinde okuyan Burhaneddin Efendi (Burhan Felek) “Hükümet idaresine yön verdiği anlaşılan gizli ellerin, kirli parmakların artık kırılmasını ve memleketin anarşiden kurtarılmasını” bağıra çağıra haykırıyordu. Sadrazam Hüseyin Hilmi Paşa bunun üzerine, Hasan Beyin kanının yerde kalmayacağını, gerekli tedbirlerin alınıp katilin ibret için Sultanahmet Meydanında asılacağını açıklamak mecburiyetinde kalıyordu. Kanı yerde kalmayacaklar listesine daha sonra Seda–ı Millet’ten Ahmet Samim ve Duyun–u Umumiye’de çalışıp yolsuzlukları ortaya çıkaran Zeki Bey de katıldı. O dönemin ateşli kalemlerinden Hüseyin Cahit Yalçın, cinayetler hakkında şunları yazıyordu: “Türkiye’de parlamento rejiminden ümidi kesmek lazımdı. Herkes artık başka cinayetlere, mukabil taarruzlara, komplolara, gizli cemiyetlere intizar etmeliydi”.

Tetikçilerin piri

Yakup Cemil gözü pekliği, nişancılığı ve “kıyıcılığıyla” meşhur olmuş İttihat ve Terakki Cemiyetinin en ünlü tetikçilerindendi. 23 Ocak 1913’te Enver Paşanın önderliğinde düzenlenen Bab–ı Âli Baskınında Harbiye Nazırı Nazım Paşayı şakağından vurarak öldürdü. Mahmut Şevket Paşa sadarete getirildi ancak o da dört ay sonra bir suikast sonucu öldürüldü. Aşırı hırslarını bir türlü gemleyemeyen ve Bab–ı Âli baskınından sonra bütün İttihatçı liderlerin mevkilerini kendisine borçlu olduğunu düşünmeye başlayan Yakup Cemil, bağımsız bir askeri birliğin komutanı olmak istedi ama Erkan–ı Harbiye Mektebi mezunu olmadığı için bu isteği kabul edilmedi. Buna kızarak 1916’da İttihatçı hükümete karşı bir darbe planladı. Ama planı ortaya çıkarıldı. Sıkıyönetim mahkemesinde yargılandı ve o yılın eylül ayında idam edildi. Son sözü bir İttihatçı gibiydi: “Herşey kısmet”. Talat Paşa bu olayı, Enver Paşayı fedailerin gücünü sınırlamak konusunda zorlamak için kullandı ve birçok fedai başkentten sürüldü.

İttihat Terakki’nin askeri grubunun eylemci çekirdeğini oluşturan 40–50 tane subay ve birkaç astsubayın yanında bazı İttihatçı fedailer de vardı. Bunlar İTC’nin tehlikeli görevler, özellikle siyasal cinayetler için kullandığı özel fedai birliklerine kaydolmuşlardı. Eylemci subaylar, özellikle de fedailer İttihat ve Terakki Cemiyeti ne zaman bir krizle karşılaşsa ön safa çıkarlardı. Bunların çoğu 1909’da İstanbul’daki ayaklanmayı bastıran hareket ordusunda görev yapmıştı. Resneli Niyazi, Eyüp Sabri, Enver Bey bizzat dağa çıkıp 2.Abdülhamid’i Meşrutiyete zorlayan isimler arasındaydı. 1908 yılında Manastır’da yaşanan bu olayları bastırmak üzere gönderilen Şemsi Paşa, teğmen Bigalı Atıf tarafından öldürüldü. Onun yerine atanan mareşal Tatar Osman Fevzi Paşa ise yüzbaşı Eyüp Sabri ve Resneli Niyazi tarafından kaçırıldı. Kısacası onlar “olmayacak işlerin” adamıydılar. Omuzlarındaki rütbe onları dizginleyemiyordu.

Tetikçi–fedailer listesine Dayı Mesut, Kara Arslan, İpsiz Recep gibi isimleri de eklemek mümkün. Ali Şükrü Beyi öldürüp sonunda kendisi de idam edilen Topal Osman, 15 adamıyla birlikte Mustafa Suphi’yi öldürdüğü iddia edilen Kayıkçılar Kahyası Yahya da diğer isimler..

Onlar için namlunun önünde ya da arkasında olmak çok fazla önemli değildi. “Altı da bir üstü de birdir yerin” düşüncesi onların duygu dünyalarının yansımasıydı. Kitap, bayrak ve silah üzerine yemin etmek hareketin ruhunu teşkil ediyordu. Onlar hep Garcia’ya mektup götüren sadık asker oldular. Vatan için ölmek de vardı ancak onların kısmetine hep öldürmek düştü. Ne yaptılarsa davaları ve ülküleri uğruna yaptılar. Ve bu mantık bugün de devam ediyor.

6 yıl önce deşifre olan gizli NATO örgütü Gladio’nun kamuoyuna lanse edilen masum amacı da aynı. Herhangi bir işgal anında o ülkede yeraltı direnişi gerçekleştirmek, sahte operasyonlar, bombalamalar, sabotajlar, adam kaçırmalar, öldürmeler vs gibi her türlü olayı gerçekleştirmek. Ancak özellikle İtalya, Belçika ve İspanya’da kriz meydana getirmeye yönelik cinayetlerin ardından bu örgütün uzantılarının çıkması sonunu getirdi. Başbakanlar, bakanlar mahkum edildi. Türkiye de aynı süreçten geçiyor ancak “çete” gözardı edilirken birkaç “fedai–tetikçinin” üzerinde yoğunlaşılıyor. Susurluk kazasından sonra istifa etmek zorunda kalan bir eski içişleri bakanının dediği gibi “onlar ne yapmışsa devlet için yapmıştı”. Bu da bu işin ruhunu en güzel anlatan ifadelerdi. Telefonlar dinlenmiş, “kötü insanlar” ortadan kaldırılmıştı. Abdullah Çatlı bir kahraman mıydı yoksa bu tarz işlerin temelini oluşturan “yakalanırsan bizden değilsin” mantığına mı kurban gidiyordu. Onlar sadece öldürmeli, gerisi çok fazla ilgilendirmemeliydi. Bunu başarabilenler yaşadı, direnenler ise kurbanlarının akıbetine uğradı. Aslında bu düşünce de yeni değildi.

Kemal Tahir merhumun çok önemli eserlerinden biri olan Yorgun Savaşçı romanının 133’üncü sayfasındaki bir diyalog bu tarz örgütlerin mantığını ele veriyor gibi:

“Mim Mim grubu... Yani Milli Müdafaa.. Kurucuları subaylar. Güvenilir başıbozuklar da çalıştıracaklarmış...”

“Genelkurmayın haberi var mı?”

“Var ama kötüsü gelirse yok diyecek!”

Görülen o ki Yakup Cemil’den beri “tetikçilerin” kaderi hep aynı.
bulut MUSTAFA AYDIN
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör

TETİKÇİLER VE AYNI SONLAR

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var: Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Ay ve Güneş :: DİYAR-I İLİM :: TARİH :: Yakın Çağ Tarihi -

/

Yeni bir forum kurmak | © phpBB | Bedava yardımlaşma forumu | Suistimalı göstermek | Kendi blogunuzu yaratın