Ay ve Güneş

/

 
AnasayfaAnasayfa  GaleriGaleri  SSSSSS  AramaArama  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  Video BölümüVideo Bölümü  
SIK KULLANILAN BÖLÜMLER
Tıkla Dinle Kutucukları & Maneviyat& Aşk ve Sevgi & Lakırdı Ovası & SEYR-i ALEM & DİVAN-I EDEBİYAT
GİTMEK İSTEDİĞİNİZ BÖLÜMÜN İSMİ ÜZERİNE TIKLAYIN
EN SON GÖNDERİLEN 10 MESAJ
Konu Yazan GöndermeTarihi
C.tesi 17 Haz. 2017, 13:04
Perş. 25 Mayıs 2017, 09:45
Cuma 12 Mayıs 2017, 09:58
Cuma 12 Mayıs 2017, 09:56
Perş. 04 Mayıs 2017, 09:33
Salı 25 Nis. 2017, 09:47
Çarş. 19 Nis. 2017, 09:57
Perş. 30 Mart 2017, 09:46
Perş. 23 Mart 2017, 09:03
Ptsi 20 Mart 2017, 09:18

Ergenekon'u da taşeronlar yıkacaklar (sarp kuray röportaj AKSİYON)

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek
Yazar Mesaj
mcnn38
Admin
avatar

Erkek
Yaş : 37 Kayıt tarihi : 04/09/08 Mesaj Sayısı : 1871 Nerden : Geliyon İş/Hobiler : Yaşamak Lakap : GARİB

MesajKonu: Ergenekon'u da taşeronlar yıkacaklar (sarp kuray röportaj AKSİYON) Paz 14 Ara. 2008, 12:28







Ergenekon'u da taşeronlara yıkacaklar



 


Sarp Kuray, 9 Mart cuntası hikâyesi ile bugüne ışık tutuyor, anlattıkları ile Ergenekon’un ‘fotokopisini’ çekiyor. Ona göre senaryo aynı, sadece aktörler ve dinamikler konjonktüre göre ayarlanmış. ‘Geçmişi karıştırmasam beni yine idare ederlerdi.’ sözleriyle yargılanmasındaki tuhaflığı anlatıyor.

 


 


 


 


Ergenekon soruşturması Türkiye’nin gündeminden düşmeyecek. Dolayısıyla Ergenekon’daki isimler de... Muzaffer Tekin de onlardan biri. Zaman Gazetesi’nde yayımlanan bir habere göre, Tekin’in not defterindeki bir fıkra, Türkiye’deki pek çok şeyi de açıklıyor esasında. lBüyük İskender, hocası Aristo’ya bir mektup yazar. ‘Zapt ettiği ülkelerdeki insanları tahakküm altında tutmak için’ ne yapması gerektiğini sormaktadır: “Ülkenin ileri gelenlerini sürgüne mi göndereyim, hapse mi atayım, kılıçtan mı geçireyim?” İşin sırrı Aristo’nun cevabında gizlidir: “Sürgünde toplanıp sana başkaldırırlar. Hapishane militan yuvası olur, kontrolden çıkar, ondan sonraki kuşaklar intikam hissiyle büyük tahtını sallar. İnsanlar arasına nifak tohumları ekeceksin, birbirleriyle savaşınca hakem olarak kendini kabul ettireceksin, ama anlaşmaya giden bütün yolları tıkayacaksın!”

Sarp Kuray ve arkadaşlarının yaşadıkları da bir anlamda Aristo’nun sözlerine uygundur. Sarp Kuray bunu bizzat işin içindekilerden birinden duyar. Duyunca da zaten olanlar olur.

9 Mart 1971’de beklenen darbe gerçekleşmeyince 12 Mart karşı darbesi gerçekleşir. O zaman 9 Mart’a karışanların çoğu, zamanın Genelkurmay komuta kademesi hariç, hapse atılır. Sarp Kuray da bu komuta kademesi ile irtibatlarını sağlayan ve esasında kendilerini bu işe inandırmış ‘taşeron’ olarak adlandırdıklarından 27 Mayısçı Numan Esin ile aynı cezaevine düşer. Ve Numan Esin cezaevinde Sarp Kuray’a yukarıdaki fıkradaki gibi bir cümleyi itiraf eder. Kuray bunu şöyle anlatıyor bugün: “Toplumcu, milliyetçi MHP içindeki bir kanatla devrimcileri çatıştırma stratejisi yerine birlikte hareket etme stratejisini düzenlese idik dedi, ben yapıştım yakasına. Bunların hepsi de 14’ler kadrosu. Yukarıda birliktelik var, aşağıda da ortam yaratma anlamında bir çatışma politikası...”

Sarp Kuray’la bu ikinci görüşmemiz. Her görüşmemizde yeni bilgiler su yüzüne çıkıyor. Kuray, “9 Mart olsaydı 3 milyon insan öldürülecekti.” diyen dönemin ünlü savcısı Baki Tuğ’un söylediklerini yalanlarken, bir yandan da 9 Martçıların Devrim Muhafızları Gücü adıyla bir güç oluşturacaklarını da itiraf ediyor. Başında, yakında vefat eden İrfan Solmazer’in yer alacağı, Sarp Kuray’ın da onun yardımcılığına getirileceği devrimi muhafaza örgütü, devrimin zinde güçlerinden biri olacaktı.

Sarp Kuray, Yassıada davalarının başsavcısı, dayısı Altay Ömer Egesel’in darbecilerle işbirliği iddialarına ise destek veriyor. 12 Aralık 1968’de Silahlı Kuvvetler içinde oluşturulduğu söylenen Millî Demokratik Devrim Ordusu adlı gizli bir örgütle ilişkileri olduğu iddiasıyla, Cumhuriyet Senatosu üyesi iken dokunulmazlıkları kaldırılan 5 tabii senatörden biri ve 27 Mayısçı Ekrem Acuner’le daha yakın olduğunu söylüyor. Hatta Egesel, 9 Martçılarla hesaplaşmaması için yeğenine ‘Yoksa hakkımı sana helal etmem!’ bile demiş.

9 Mart sürecinde, darbeye zemin hazırlamak için kullanılan devrimci gençlerden biri olan Sarp Kuray’ın yaşadıkları ile Ergenekon’da bugüne kadar yazılıp çizilenler, yine onun ifadesine göre ‘fotokopi’ gibidir: “Esasında büyük hizmet yaptım ben. Kendi yanlışımızdan başlayan insanım. Verdiğim kurgu fotokopidir. Gene kriminal bir grup var ortada, gene onun üstüne yıkacaklar. Arkada gene paşalar var. Yani bizdekinin fotokopisi gibi.”

Bütün bunların ne önemi mi var? Adnan Menderesleri asan zihniyet ile 9 Mart’ta ‘1 numaraları’ mahkeme önüne çıkarmayan yapı bugüne de ışık tutacak benzerlikler içeriyor demek, yerinde olacak herhâlde.

Mahkeme ile Yargıtay arasında 5 kez gidip gelen ve son aşamada ‘anayasal düzeni değiştirmekten’ yargılanan Kuray, 5 Kasım’da açıklanan nihai karara göre 16 Haziran Davası’nda müebbet hapis cezasına çarptırıldı. 7 yılın üzerinde bir süre hapis yatması kesinleşti. Bu satırlar da Sarp Kuray’la röportajın bu süreçte neden önemli olduğuna dair bir ipucu âdeta: “Geçmişi böyle karıştırmasam beni 15 sene idare eden adamlar yine idare ederler; ama buraya vurduğum için rahatsız oluyorlar benden.”

-Siz Türkiye’ye dönerken Mehmet Eymür ile isminiz anıldı. Belli şartlarınız mı oldu geri dönmek için?

Hayır. Öyle yazdılar. Benim devletle anlaştığımı, Genelkurmay’ın adamı olduğumu, Mehmet Eymür’ün iş ortağı olduğumu, itirafçı olduğumu, benim kendi grubuma ihanet ettiğimi yazdılar. Çok adi karar cümleleri idi bunlar. Buradan çok yıpratıldım. Ben döndüğüm 1993’ün eylül ayında Eymür devlet görevlisi değildi. Nasrullah Ayan’la bir ticari ilişkisi vardı. Eymür, buz fabrikasını Nasrullah Ayan’a satmıştı. Böyle bir haksız yüklenme olabilir mi yani?

-Neye bağlıyorsunuz bunu? Eski arkadaşlarınızın bir hesaplaşması mı?

Yalnız eski arkadaşlarıma bağlamıyorum. Türkiye’deki aydın kalleşliğine de bağlıyorum. Bir aydın kalleşliği var Türkiye’de.

-Bu aydın kalleşliği halka karşı da işliyor mu?

Tabii. Beyoğlu sosyalistleri var. Rakıyı içip Türkiye’yi kurtarmaya soyunan, Beyoğlu’nda sıkıştırılmış ve asla halkla ilişkisi olmayan insanlar var. Onlar değerlendirmelerimizden, duruşumuzdan rahatsız oluyorlar. Zaten bana en büyük yıpratıcı şey buralardan geldi. Hep geçmişte tanıdığım adamlardan geldi. Fikri Sağlar kitabında yazmış mesela. Solun içinde bitmemiş bir hesaplaşma vardır.

-Davanın mahkeme ile Yargıtay arasında 5 kez gidip gelmesini neye bağlıyorsunuz?

1993’te Türkiye’ye dönmeden bir buçuk sene önce de, bugün mahkûmiyet aldığım örgütün İstanbul’daki aşağı yukarı tüm kadroları yakalanıp mahkemeye çıkarıldılar. Bunlar 168’den, yani silahlı çeteden yargılandılar. Ve belli bir süre, 8-10 ay sonra da tahliye edildiler.

-Siz de bundan cesaret aldınız.

Evet, yurtdışında yaşamaktan da sıkıldım. Geldim. Hakikaten bana da 168’den dava açtılar. Ve beni işte üç buçuk ayı aşkın bir süre içeride tutup tahliye ettiler. Zaten o hukuk skandalı burada başlıyor.

DAHA FAZLA CEZA BEKLİYORDUM

-Bu kadar az da beklemiyordunuz?

Yani daha fazla bekliyordum.

-Kafanızdaki ölçü neydi mesela?

Ben de öbürleri kadar yatarım diye düşündüm.

-O ilk mahkeme ile sonraki mahkemelerde değişenler olmuştur ama büyük oranda yapıyı korudu mu acaba?

Şöyle korudu. Bu birinci, beraat veren mahkemeden sonraki mahkeme bugüne kadar gelen mahkemedir. İkinci aşamadan itibaren içindeki üyeler de aynı. Yargıtay davayı bozdu, ikinci mahkemede yine 168’den ceza verdiler. Ve 15 yıl verdiler. Bu tekrar Yargıtay’a gitti. Yargıtay önce usulen bozdu. Sonra bir 168 cezası daha yedim, ikinci kere. Tekrar Yargıtay’a gitti. Yargıtay bu kere davanın 168’e değil 146/1’e girdiğini söyledi.

-Anayasal düzeni değiştirmek…

Evet, üstelik beni tek başıma yargılıyorlar. 3-5 tane de kaçak var. Onları da benim üstüme koyarsanız 7-8 kişi ile 600 bin kişilik ordusu, 300 bin kişilik polis gücü olan bir devletin… Niyetim böyle de olsa değiştirilmesine imkan yok. Burada iki nokta var. Bir, kararda giderek artma var; iki, ısrarlı bir şekilde beni tek başıma yargılama iradesi var.

-Yasalar aynı da sonuç neden bu kadar değişik çıkıyor?

Yani bir pazarlık hâli oluyor orada. Mutlaka bir müdahale oluyor. Çünkü bunlar hukuk insanı. Oturup bir mahkeme heyeti on sayfalık bir gerekçe yazıyor, niye 168’e girer diye. Aynı mahkeme heyetinin tekrar 146’lık bir gerekçe yazmasının izahı yok.

-Somut bir şeye ulaşabildiniz mi?

Yok. Fakat Türkiye’ye yönelik bazı şeyler söylemeye başladığım anda özellikle Kürt meselesi ile ilgili açılım yapmamdan sonra bunlar oldu.

-Siyasi diyorsunuz ama mesela siz SHP’nin başına gelseniz, küçümseme anlamında demiyorum fakat niye önünüzü kessinler?

Şimdi ben hangi irade işliyor bilmiyorum. Ki ben 1993 senesinde Türkiye’ye girdiğim zamanki aynı adamım yani.

-Kürt açılımı yapmanız, Öcalan’ın “Sarp’ın zamanıdır” demesi...

O benim inisiyatifimin dışında bir şey. Yani bana göre Türkiye’nin bütünleştirici tezlerinin içinde oldum. Ama emperyalist güçler ve onların ülkedeki ortakları Kürtlerle çatışma ortamı istiyor. Bir barışma ortamı istemiyor.

-Şimdi Ergenekon-PKK ilişkilerine dair haberler de okuyoruz. Sarp’ın zamanıdır diyen birisi örgütle ilgili bu noktalarda açık kapılar da bırakıyor.

Diyor ki Ergenekon yapısı bizim içimize sızmıştır. Zaten Türkiye’de bir yapının, devletin içinde öbeklenmiş bir Amerikancı çekirdeğin, kabuğun -ne isim takıyorsak takalım bunlara- Türkiye’nin bütün kurumlarına, birikimlere el attıkları bellidir. Şimdi o da kendine göre bir el atmayı anlatıyor. Ben 9 Mart’taki el atmayı anlatıyorum. Biz dürüst davranıyoruz. Geldiler bizimle 9 Mart ittifakı yapmak istediler ve bizi toprak ettiler diyoruz.

Ergenekon bir Amerikan kabuğudur ve sadece TSK içinde öbeklenmiş bir teşkilatlanma değildir. Daha yaygın bir teşkilatlanmadır.

-Sivil tarafı da olan bir yapılanma.

Tabii. Basının içinde vardır. Bir sürü yerde vardır. ilim yayma cemiyetlerinde vardır, komünizmle mücadele derneklerinde vardır, bunlar silah kullanmışlardır, Kanlı Pazarları yapmışlardır, 6-7 Eylül’ü yapanları da vardır. Ergenekon tartışılacaksa 1946’dan bu yana bir Amerikan kabuğunun tartışılması lazım. Biz devrimciler namuslu bir şekilde bize sirayet etmiş bütün yanlarını konuşuyoruz. İşte 9 Mart. İsim vererek konuşuyorum, taşeron diyorum adamlara. Dikkat ederseniz gık çıkaramıyorlar karşımızda. (Kuray, 9 Mart’ta rol alan 27 Mayısçı Orhan Kabibay, Numan Esin, İrfan Solmazer, Talat Turhan gibi isimleri kastediyor. C.K.)

-Ergenekon davasında da anayasal düzeni değiştirmekten yargılananlar var. İşte İlhan Selçuk mesela. Siz de aynı maddeden üstelik tek başınıza yargılandınız ve müebbet aldınız. Ergenekon’dan nasıl bir sonuç çıkar?

Ben iddianameyi okudum. Yani bir eklektizm gördüm. Bahsedilen teşkilatlanma bugün karşımıza çıkarılan unsurlarla olmamalı. Bunun daha…

-Derinine gidilmesi…

Tabii öyle olması lazım. İddianame bir kitap, tez olabilir ama bir iddianame olamaz. O anlamda benim iddianameye ciddi bir şekilde eleştirim var. TSK 2004 yılında cunta, bir darbe toplantısı yapmıştır. Yani kumandanlar aynı 9 Mart’tan önce olduğu gibi en yüksek komutana gitmişlerdir, Genelkurmay başkanına. ‘Bu olaya müdahale edin’ diye. O gün Memduh Tağmaç’a, bugün de Hilmi Özkök’e gidilmiştir ve bir darbe yapılacağı söylenmiştir. Şimdi sokağa afiş asmak için yan yana gelen üç çocuğa anayasayı ihlalden dava açacaksın, bu toplantıyı da görmezden geleceksiniz. Beylerin kılıcı bize kesiyor, başka yerlere pek kesemiyor zaten. Kabadayılıkları bize.

-Tarih tekerrürden ibaret yani.

Tabii. Ancak altta el atılmış potansiyel değişik. 9 Mart’ta bizi nasıl kriminal hâle getirip mahkemelerin önüne atmışlarsa burada da bir grubu kriminal hâle düşürüp aynen atmışlardır. Ha, biz tabii fikrî düzeyde siyaset felsefesi olarak bunlarla asla yan yana gelmeyiz ama kurgu aynı kurgudur. Komutanlarla olan temas aynı.

-Sadece oyuncularda değişiklik olmuş.

Evet. Konjonktüre göre o gün bu ittifakı devrimcilerle yapmışlardır. Bugün de kendilerine ulusalcı diyen güçlerle yapmışlardır; ama sonuç bizim dönemimizdeki gibi olmuştur. Orada da kriminal insanlar yani birtakım suçlara bulaştığı iddia edilen insanlar vardır. Genelkurmay başkanının emri ile bir kolordu komutanı hapishanede iki tane paşayı ziyaret etmektedir, diğerlerini ziyaret etmemektedir. Zaten bu işte kimin kurban edildiği ortadadır. Bellidir.

-9 Mart’ta her şey ortada iken siz gördüğünüz işkencelerle kaldınız. Ama sonuç çıkmadı.

Burada da çıkmaz. Yani Amerikan kabuğunun dibine varılmadığı sürece o çete, bana göre bir çetedir, Amerikancı bir çete. Onun dibine varılmadığı takdirde gerçekten bu gibi davalarda sonuca varılmasına imkân yoktur. Derine gidemezler. Biz zaten burada müdahale ediyoruz. Eğer Türkiye’de böyle bir tartışma yapılacaksa bizim içinde olmamız gerekir bunun, diyoruz. Tabii 9 Mart’ları, 12 Eylül’leri almanız lazım. Çünkü bu şeyden en büyük zararı biz görmüşüzdür. Bizi de alın tartışmaların içerisine. Maalesef bizim 9 Mart’ta gördüğümüz film bugün aktörler değişmiş bir şekilde ve alttaki dinamikler farklı, konjonktüre göre ayarlanmış hâlde tekrar benim önümde duruyor. Bizim olayımız belli idi. Burada mafyalara kadar inen bir teşkilatlanma var.


_________________
Yoruldum her sabah, dönüşüne dair düş görmüş olarak uyanmayı hayal etmekten.
Ben yalanına bile razıyım artık seninle ilgili her şeyin. Bir umudun, bir güneşin...

Yürek sancımın tek refakatçisi, sözcüklerimin yegane bekçisi..
Aldırma satırlarıma bulaşmış hüzün rutubetine.
Önemseme kendimle olan savaşın galibine.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://med-cezir.eniyiforum.org
mcnn38
Admin
avatar

Erkek
Yaş : 37 Kayıt tarihi : 04/09/08 Mesaj Sayısı : 1871 Nerden : Geliyon İş/Hobiler : Yaşamak Lakap : GARİB

MesajKonu: Geri: Ergenekon'u da taşeronlar yıkacaklar (sarp kuray röportaj AKSİYON) Paz 14 Ara. 2008, 12:29

CUMHURİYET MİTİNGLERİ DEŞİFRE EDİLMELİ

-Ergenekon’dan bir netice çıkmazsa Türkiye 2050’de tekrar yaşayacak o zaman bu süreçleri?

Eğer devleti şeffaflaştırmazsak, demokratikleşme, sivilleşme olmazsa bu süreçler devamlı olarak yaşanacaktır. Bu bir sancıdır. Türkiye bir geçiş sürecindedir. Bana göre Türkiye bu geçiş sürecinin önünü açmaktadır. AKP iktidarı ile olmaz, bakın. Ama mutlaka toplumdaki birikimin önünü açacaktır. Türkiye, Amerikan projesi ile ciddi olarak hesaplaşacaktır. Bunun, tarihte olduğu gibi devlet sınıfları tarafından yapılmasına imkân yoktur. Devlet sınıfları geleneği 1960’tan bu yana o tarihsel niteliklerinden çok şey kaybetmiştir. Yani 12 Mart ve 12 Eylül gibi darbelerin Amerikan projesi ile birlikte hayata geçirildiği bellidir. Bugün Türk ordusunun özeleştiri yapması gereken önemli noktalar vardır. Bu ceberut devlet geleneğinin ortadan kaldırılmasına ve sivilleşmenin, demokratikleşmenin yapılmasına imkân yoktur. Artık bu görev halka düşmüştür. O anlamda halkın teşkilatlanması lazımdır. Benim zaten son 15 yıldır tercihim de bu noktadadır. -Ama silahsız.

Silahsız, ordu ile ittifak olmaksızın. Çünkü bütün bunları tükettik biz.

-İsyan ve Tevekkül kitabınızda “Bizce bu büyük oyunun deşifre edilmesi gereken en önemli yanı Cumhuriyet Mitingleridir.” diyorsunuz. Ne demek istiyorsunuz burada?

Şimdi bu Cumhuriyet Mitinglerini organize eden adamlar içeride yatıyor. Yani ne amaçla yapılmıştır bu işler esasında?

-Ne için yapılmış?

Acaba çok silahlı bir gücün gündeme girmesi hususunda bir ortam yaratmak için mi? O, kafamda karışık diyorum. Çünkü kürsülere hâkim olan adamlar bugün içeride yargılanan adamlar. Kürsülere bunlar egemendi. Ben İstanbul mitingine katıldım ama bu adamların nerede, nasıl, hangi işin peşinde koştuğunu bilmiyorum esasında. Geçmişle mukayese ettiğim takdirde de…

-Dejavu diyorsunuz.

Tabii, öyle diyorum. Öyle diyorum.

-Şimdi filmi biraz geri saralım. 1968’den itibaren Türkiye’deki siyasal olaylarda kapanmamış davalar var diyorsunuz. İşte Talat Aydemir’in oğlu kapatmış, Fethi Gürcan’ın oğlu Ömer Gürcan kapatmamış. Siz de kapatmadınız. İsyan ve Tevekkül’ü yazdınız. Ama bu daha çok Hikmet Kıvılcımlı’nın düşünceleri üzerine teorik bir çalışma gibi olmuş. Daha önce de görüştüğümüzde bazı noktalarda dilinizin ucuna kadar getirdiğiniz şeyleri söylemediğinizi hissetmiştim. Şimdi sizin de sizi yönlendirenlere karşı gündeme getirdiğiniz bazı soruları sormak ve artık cevaplarını almak istiyorum. Mesela “Bizi soyguna gönderip paraların üstüne oturanlar kimlerdir?” diye sormuşsunuz. “Sarp’ın zamanıdır” diyerek bu soruları size sorayım. Kimlerdir bunlar?

Şimdi ben siyasal kurguyu anlatıyorum. Yani bizimle temas etmiş beyleri isim isim koyuyorum. İki, bunların üzerindeki hiyerarşik teşkilatlanmayı koyuyorum. Ve en tepesinde de kuvvet komutanlıkları yapan isimleri koyuyorum. Yani kurguyu olduğu gibi ortaya koyuyorum. Bizimle temas etmiş insanlar bir gruptur. İrfan Solmazer, Orhan Kabibay, Talat Turhan, Numan Esin. Bizimle yukarı arasındaki irtibatı kuran da bu kadrodur. Ama bu kadronun yukarı teşkilatlanmalarla olan ilişkisi hangi düzeydedir, nasıl yapılmıştır? Bizden talep ettikleri şeyler onlar tarafından nasıl tartışılmıştır? Bilmediğim konuda konuşmayı arzu etmiyorum. Zaten bilinçli bir şekilde o mekanizmalara sokulmuyoruz biz. Bizim baştan talebimiz var. Bir arkadaşımızla yukarıda askerî teşkilatlanmanın içinde temsil hakkımızı istiyoruz.

-Ama verilmiyor.

Verilmiyor. Bunun verilmeme gerekçeleri bize uzun uzun anlatılıyor. Kendilerinin bir santral komite olduğunu söylüyorlar. Hem devrimcilerle ilişkileri olduğu hem yukarıdaki radikal asker teşkilatlanmasının esas karar organının kendisi oldukları söyleniyor. O anlamda arka planda bir konuşma olsa söylerim yani.

-Turan Şahin, Tarım Bakanı o sırada. Turan Şahin’in ortaklığından bahsediyorsunuz. Nar Limited Şirketi’ni mi kastediyorsunuz?

Evet, Nar Limited’de İrfan Solmazer ile ortaktır. Şimdi Deniz Gezmiş’in ve arkadaşlarının saklanması gereken evlerde bir daralma başladığında şehrin içinde bir yerden bir yere intikali gerektiğinde istekte bulunuyoruz. Turan Şahin’in arabasını veriyorlar bize. Ben talebimi yapıyorum, talebim karşısında bir araba konuyor ortaya ve o arabayı da alıyorum, şehrin içinde arkadaşlarımızın evden eve geçmesini sağlıyoruz.

- Turan Şahin dışında onun gibi darbecilerle irtibatlı başka milletvekili, bakan var mıydı?

Fakih Özfakih vardı değil mi avukat? Yani vardı o grubun içinde sonradan isimleri geçen insanlar.

GEMİLERLE 12 MART’A KARŞI ASKERÎ DİRENİŞ PLANI

-Sizin bu darbecilere yönettiğiniz sorulardan biri de “12 Mart konusunda ispiyoncu Atıf Erçıkan’ın evinin bombalandığı günün sabahı sizlerden hangi yardımı istemişizdir?” sorusu…

Karşı çıkış düşündük. Yani en azından arkadaşlarımızın komutanlık, çeribaşılık yaptığı bazı gemilerle 12 Mart’a karşı bir askerî direniş örgütlemeyi düşündük. Ona yönelik, bize böyle bir direnişi örgütlemede destek verip vermeyeceklerini konuştuk kendileri ile.

-Ne dediler size?

Hayır.

-Nasıl bir direniş olacaktı bu?

Gemiler Selimiye’nin önüne çekilecekti ve 12 Mart’ın gerekçelerinin yanlış olduğu, bunun bir devrimci kıyım olduğu söylenerek 9 Mart’ta bizi arkalarına takmış olan o potansiyelle bir hesaplaşma yapılacaktı. O konuda kendilerinden yardım istenmiştir. Özellikle Hava Kuvvetleri’nin, belli birliklerin desteğini alıp almayacağımız konusunda kendileri ile konuşma yapılmıştır, red cevabı alınmıştır. Zaten o gece yakalandım ben maalesef.

-Onlar mı acaba sizi bildirdi?

Bilmiyorum. Bunlardan Numan Esin’le cezaevlerinde bu işleri tartışırken münakaşa ettik. Ve o münakaşadan sonra da bizim koğuşlarımızı ayırdılar.

NUMAN ESİN’İN İTİRAFI

-Niye tartıştınız?

Sordum bir gece. MHP’nin içinden gelme bir arkadaş. ‘Toplumcu milliyetçilerle devrimcileri çatıştırma yerine bir çatı altına toplama’ dediği anda yakasına yapıştım. Bir şey ikrar etti bana yani o gece.

-İtiraf etti.

İtiraf etti. ‘Toplumcu milliyetçi MHP içindeki bir kanatla devrimcileri çatışma stratejisi yerine birlikte hareket etme stratejisini düzenlese idik’ dedi, yapıştım. Çünkü şimdi bunların kimisi MHP’nin, kimisi CHP’nin içinde. Bunların hepsi de 14’ler kadrosu. Ve aşağıda bir çatışma var. Ve bunlar birlikte hareket ediyorlar. Aşağıda ciddi bir çatışma var. Yukarıda birliktelik, aşağıda da ortam yaratma anlamında bir çatışma politikası var. Ve bunu bana hapishanede daha böyle net bir şekilde söylediği zaman kendisine karşı bunun hesaplaşmasını açabilme birikimi görüldüğü anda beni cezaevinin başka koğuşlarına aktarmışlardır. Sonra aynı adam çıkmıştır dışarıya Vatan Gazetesi’ni kurmuştur. Ve Vatan Gazetesi’nde bizim devrimcilerimizden bir sürüsü sanki hiçbir şey olmamış gibi oralarda yazılar yazdı, çiziler yaptı.

Biz onlara çok net sorular sorduk. Tarihî açıklamalar yaptık. Bunlara bugüne kadar tek cevap vermediler. Bugüne kadar hep kendi dinamiklerine göre yukarının kendilerine yanlış yaptığı tezini işliyorlardı. Asla bizimle olan beraberliklerini işlemiyorlardı.

-Faik Türün’ün 12 Mart dönemi ile ilgili anılarını yayımladık. Orda 9 Mart’ın olamayacağını anlayan komutanların bu işi muhtıra ile 12 Mart’a çevirdiklerini, ancak o muhtıra ile bu sefer emellerine ulaşmayı düşündüklerini anlatıyor Türün.

Yalan söylüyor.

-Karşılaştınız mı Türün’le?

Tabii hem şeyde karşılaştım hem de Harbiye hücrelerinde yattım uzun bir süre, ‘tabutluk’ dedikleri yerlerde. Oraya geceleri beni ziyarete geliyordu. O dönemin başsavcısı Selahattin Fırat beni hapishaneden çağırdığı gün dedi ki “Bugün arkadaşlarınız İrfan Solmazer’le beraber Ankara’dan devletin verdiği pasaportlarla Almanya’ya gittiler. Sizi burada yalnız bıraktılar.”

-Solmazer’le beraber kimler gitti?

Denizciler, denizci grubu.

-Faruk Gürler’in o süreçte cumhurbaşkanlığına adaylığını koyması Türün’ü haklı çıkarıyor. Ayrıca Türün, mülkiyet hakkının kaldırılacağından da bahsediyor.

Evet, bazı yerlerden, işte tarımda, bankalarda, sigortalarda falan mülkiyet haklarının kaldırılması konuşuldu. Bunların millîleştirilmesi yani. Ama bütün bu işlerde devrimciler tasfiye ediliyorlar. Faik Türün bu kavgada İstanbul lobisinden ve sivillerden yana tavır almıştır.

_________________
Yoruldum her sabah, dönüşüne dair düş görmüş olarak uyanmayı hayal etmekten.
Ben yalanına bile razıyım artık seninle ilgili her şeyin. Bir umudun, bir güneşin...

Yürek sancımın tek refakatçisi, sözcüklerimin yegane bekçisi..
Aldırma satırlarıma bulaşmış hüzün rutubetine.
Önemseme kendimle olan savaşın galibine.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://med-cezir.eniyiforum.org
mcnn38
Admin
avatar

Erkek
Yaş : 37 Kayıt tarihi : 04/09/08 Mesaj Sayısı : 1871 Nerden : Geliyon İş/Hobiler : Yaşamak Lakap : GARİB

MesajKonu: Geri: Ergenekon'u da taşeronlar yıkacaklar (sarp kuray röportaj AKSİYON) Paz 14 Ara. 2008, 12:30

DEVRİM MUHAFIZLARI GÜCÜ KURACAKTIK

-9 Mart dönemi savcılarından Baki Tuğ ‘9 Mart olsaydı 3 milyon insan öldürülecekti’ diye bir açıklama yapmıştı Aksiyon’a.

Yalan söylüyor. Bakın politize olmuş bir savcı o. Türkiye birikimli bir ülke, öyle 3 milyon insanın öldürülme planı yapılabilecek bir ülke değil. Bakın ben böyle bir şey duymadım. Devrim Muhafızları Gücü’nün kurulacağını biliyoruz. Bizim de Devrim Muhafızları Gücü içinde yer alacağımızı biliyorum. Bu bize söylendi.

-Devrim Muhafızları Gücü… Ne yapacaktı bu güç?

Yani Türkiye’de devrimin ayakta kalabilmesi için… Nasıl her düzen kendine bir çekirdek askerî kadro kuruyorsa öyle bir çekirdek askerî kadro kurulacaktı tabii.

-Size teklifi kim yapmıştı?

İrfan (Solmazer), bizimle temas eden bu insanlar yaptılar. Yani tam detaylı bir proje olarak izah edilmiş bir şey de değil; ama bizim, karar mekanizmasında yer almamız önerilen bir teklifti, evet. Ben mesela bu gücün içinde önemli bir mevkide bulunma teklifi yapılmış bir adamdım.

-Başında mı yer alacaktınız?

Onun karar mekanizmasında yer alacaktım. Bildiğim kadarı ile İrfan Solmazer bu gücün başı olacaktı. Biz de yardımcıları görevinde olacaktık. İki, üç arkadaştan bir tanesi de bendim yani.

Esasında bu tartışma Fethi Gürcan’la birlikte bir tartışmadır. Yanında biri ile birlikte Fethi Gürcan’ı çağırıyor Millî Birlik Komitesi. Ve diyorlar ki “27 Mayıs’ın ruhunu devam ettirecek bir teşkilatlanma yapmak lazım içeride.” Orada işte Halaskar Zabitan gibi bir grup kuralım deniyor. Gürcan ‘evet kuralım’ diyor. Bunu bir istihbarat teşkilatı hâlinde düşündüklerini duyduğu andan itibaren de Gürcan bunu reddediyor. Yanındaki arkadaşı o işte istihbarata devam ediyor. İşte böyle bir teşkilatlanma düşündüler, bize de açtılar bunu. Devrimin zinde güçlerinden bir tanesi olacaktı.

-Demirel’in kardeşine ait Yükseliş Koleji’nin bombalanması ve Taksim soygununu biliyoruz açık olarak. Onun dışında sizin içinde bulunduğunuz başka olaylar var mı?

Çok var yani bir sürü olay var. Bakın çokluğunu şuradan anlamanız lazım. Doğan Avcıoğlu bir makale yazdı o sırada. Dedi ki ‘dönem şehir gerillası dönemi.’

-Sizin soygunlara zemin hazırlıyor yani?

Tabii. ‘Şimdi şehir gerillası yapılacaktır. Ve şehir gerillası bir devrimci iktidar doğuncaya kadar devam edecektir. Devrimci iktidar doğunca da kesilecektir’ dedi. İşin en teorik olarak tepesinde bulunan insan açısından bir açılım yapılıyor. Şimdi burada kriminal olay aramaya gerek yok yani.

Şimdi bu dönem yargılanacaksa buradan başlamak kaydıyla yargılanacak. Bizlerin üzerinden başlayarak yargılanmayacak bu iş. Bu zaten bir anlamda eylemlere açık bir destek verme anlamına geliyor. Strateji koyuyor ortaya. Şimdi bu stratejiyi koyan adam entelektüel bir insan. Hiç bu olaylarla alakası yok. Anlatabiliyor muyum? Biz piyasaya çıkmışız öyle, onu bunu bombalamışız, soygunlar falan yapmışız. Öbürü Amerikalı kaçırmış. Bu direniş kanalı üzerinden Türkiye’ye yıllardır talim yaptırılıyor.

Ben anayasayı ihlalden tek başıma yargılanacağım, orada, arkasında ordular, kolordular bulunan adamlar toplantı yapacak. Bunlara hiçbir şey denmeyecek. Ya böyle bir devlet, böyle bir hukuk anlayışı olur mu? Bizim, olay siyasidir dediğimiz budur yani. Bunun olmaması için de 1946’dan itibaren başlamış Amerikan projesinin Türkiye’deki bütün tahribatı ve teşkilatlanması ile beraber deşifre edilmesi lazım.

-İçeride ne yapacaksınız?

Okurum. Ben cezaevi pratiği olan bir adamım. Hazırlamayı düşündüğüm bir kitap var. İdris Küçükömer’le birlikte Türkiye’ye empoze edilmeye çalışılan o Doğucu, İslamcı halk cephesi kavramının eleştirisel anlamda biraz açılması konusunda bir kitap hazırlıyorum. Türkiye’de ordunun müdahale geleneğinin tarihsel, toplumsal nedenlerini koyacağım ve bu gelenek üzerine 1960’tan bu yana oynanmış bütün oyunu deşifre edeceğim.

Şimdi ben tabii size bütün kurguyu verdim. Esasında büyük hizmet yaptım. Kendi yanlışımızdan başlayan insanım. Esasında benim verdiğim kurgu fotokopidir. Gene kriminal bir grup var ortada, gene onun üstüne yıkacaklar. Arkada gene paşalar var. Yani bizdekinin fotokopisi gibi. Zaten bundan rahatsız oluyorlar benden. Geçmişi böyle karıştırmasam beni 15 sene idare eden adamlar yine idare ederler; ama buraya vurduğum için rahatsız oluyorlar benden.

Bu anlamda ben gerçekten kendi hesaplaşmamla beraber Türkiye’nin önünün açılmasına yönelik çok önemli bir bilgiyi sunmuş oluyorum. Sarp Kuray var işte. Bomba atmış, soygun yapmış. Bunu açık açık söylüyor. Esasında bizim hikâyemiz siyasi iktidarın eline çok büyük koz veriyor.




EGESEL İHTİLALCİ İDİ

-Prof. Dr. Erdal Yavuz, dayınız Ömer Altay Egesel’in darbecilerle beraber olduğunu, öğrenci iken kendilerinden darbeye zemin hazırlayacak bir dergiyi tekrar çıkartmalarını istediğini söylüyor. Sizin bildiğiniz bir şey var mı?

Dayım 1960 ihtilali öncesi İzmir Savcısı idi. Oradan Yassıada Başsavcısı oldu. Güçlü iddianameler hazırladı. Şimdi bugün Türkiye’de onların iddianamesini yapmış olduğu olaylar çok ciddi bir şekilde Amerikan projesi içerisinde değerlendirilen olaylardır. Dayım Yassıada’dan sonra Yargıtay’da 1. Daire Başkanı oldu.

Bakın bizim hareketimiz bunlar tarafından desteklenmiştir. Devlet sınıfları geleneği ile bizim hareketimiz arasında irtibat vardır. 1971’e kadar devlet sınıfları geleneği ile çok ciddi ilişkilerimiz oldu. Mustafa Kuseyri’nin öldürülüşü üzerine yapılmış anayasaya saygı yürüyüşüne Yargıtay, Danıştay, Sayıştay, barolar cüppeleri ile katıldılar. Bizi destekliyorlardı. Zaten bu

ortak yan 9 Mart’taki ittifakla şekil bulmuştur diyorum yani.

-Dayınız da bu düşüncede miydi?

Böyle idi. Dayım bu işe inandı. Dayım tercihli bir adamdı. Dayım ihtilalci idi yani. O askerî olayların içinde bir adamdı.

EGESEL 54’TE DP’DEN ADAYDI

-Şu soruyu sormam gerekiyor o zaman. Dayınızın 27 Mayıs’ta başsavcı olması da o zaman seçilerek mi olmuştu?

E mutlaka bir şey vardır, bir kadrolaşma vardır mutlaka. 1954’te Demokrat Parti’den milletvekili adayı olmuştur dayım. Aday olmuş, kazanamamış. Kazansa idi belki bizim kaderimiz de değişecekti. Biz Yassıada’ya savcıyı dinlemeye değil mahkûmu ziyarete gidecektik. O bizim hayatımızı değiştirebilirdi.

-Belki de Menderesler asılmayacaktı?

Savcı ister, savcı zurnanın son deliği. Onu kendisiyle konuştum ben. 1946’dan itibaren o ceberut devlet baskısına karşı, özellikle İsmet Paşa’daki o devlet anlayışı biliyorsunuz, orman bekçilerine kadar devlet çok ağır bir baskı yaptı o zamanlar. Şimdi o demokratikleşmede DP’ye inanan aydınlar var. Hatta DP listelerinden milletvekilliği adaylığı söz konusuydu Behice (Boran) Hanım’ın, mesela Mehmet Ali (Aybar) Bey’in. 1951’e kadar, hatta 54’lere kadar Türk ordusunun içerisindeki görüş de böyledir. Türkiye’de birtakım aydınlar DP’nin bir demokratikleşme yapabileceği inancında. Solcular da dâhil olmak üzere buna inanmışlardır. Dayım da ona inanmış kadrolardan bir tanesidir. Sonraki süreçte kopmuştur.

-Kimlere daha yakındı dayınız?

Ekrem Acuner’e daha yakındı. Acuner olayının içinde mütalaa edilmesi lazım. Çünkü büyük dostlukları vardı. O arkadaki Millî Devrim Ordusu (MDO) olayı ile daha yakındı.

-9 Mart başarıya ulaşamayınca ne oldu sonra?

Dayımla çatışmam, bizim 9 Mart kazığını yedikten sonra artık Türkiye’de devlet sınıfı geleneğini eleştirimiz üzerine doğmuş bir çatışmadır. Hatta 1971’den sonra bizim bu güçlere karşı tavır alışımız ve bu güçlerle bir hesaplaşma potansiyelimiz üzerine bana yanlış yaptığımı söyleyen bir adamdır. Ondan sonra kopuş başladı. Bizde de eleştiri başladı. O eleştiriyi haklı görmediler. Tarihsel olarak biz haklı idik. Çünkü bir kalleşliğe tabi tutulmuştuk. Dayım mesela geldi son dakikaya kadar benim cezaevi süreçlerimde ziyaret etti. Hatta bir keresinde kalp krizi geçirdi görüşmeye geldiği zaman. Orada da ‘Bu hesaplaşmayı bunlar üzerinden yapmamanı istiyorum, yoksa sana hakkımı helal etmem’ dedi. Öldüğünde ben yurtdışındaydım, küstük.

-Set çekti size.

Set çekilmiş oldu. Ama biz zaten mahkemelerde yapmadık bunu.

-Helal etmiyorum demesinin etkisi oldu mu?

Yok, Egesel’in üstünde bir işti o. Ben mesela Ankara Cezaevi’nden ayrılırken Deniz’e (Deniz Gezmiş) “Ya bir kurtuluş imkânımız, idamları durdurma yolumuz var. Bu vatandaşlarla aramızdaki organik ilişkiyi deşifre ettiğimiz takdirde biz 146/3’e gireriz. Bu beyler de 146/1’e girer.” dediğim zaman hiç unutmuyorum sevgili Deniz bana dedi ki “Sen İstanbul’da bir aydır dayak yiyorsun. Niye peki bu beylerle ilişkiyi koymadın ortaya?” “Bize yakışmaz.” dedim. O da böyle omzumu tuttu ve dedi ki “Kendine yakıştıramadığın bir işi bize hiç yakıştırma.” Devrimciler olarak sonuna kadar yaptıklarımızı savunacağız ve başımıza ne gelecekse de katlanacağız. Bunlarla yaptığımız ittifaka dayanarak kendimizi kurtarma işini yapmadık. Namuslu davrandık. Kalleşliği bunlar yaptılar bize. Ki biz o gün eğer bildiklerimizi eylem düzeyinde konuşmuş olsaydık…

-Belki bugün Ergenekon’u yaşamayacaktık.

Bilmiyorum yaşar mıydık yaşamaz mıydık. Ha emekli olduktan sonra Celil (Gürkan) Paşaları aldılar. Ziverbey’de inanılmaz işkence yaptılar bunlara. Niye peki orda tasfiye olmadı? Niye kimse çekemedi Muhsin Batur’u? Niye kimse çözemedi diğerlerini. Demek ki biz de söylese idik havagazı yani esasında. Bugün de çekemiyor kimse.

-En azından gerçekleri söyleyerek, dile getirerek dikkatleri çekerdiniz.

Yapmadık. Doğru söylüyorsunuz. Sonuçlar farklı olabilirdi. Ama biz yapmadık.

_________________
Yoruldum her sabah, dönüşüne dair düş görmüş olarak uyanmayı hayal etmekten.
Ben yalanına bile razıyım artık seninle ilgili her şeyin. Bir umudun, bir güneşin...

Yürek sancımın tek refakatçisi, sözcüklerimin yegane bekçisi..
Aldırma satırlarıma bulaşmış hüzün rutubetine.
Önemseme kendimle olan savaşın galibine.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://med-cezir.eniyiforum.org
emiroğlu




Yaş : Kayıt tarihi : 09/09/08 Mesaj Sayısı : 589 Nerden : İş/Hobiler : Lakap : amcasını arıyor

MesajKonu: Geri: Ergenekon'u da taşeronlar yıkacaklar (sarp kuray röportaj AKSİYON) Paz 14 Ara. 2008, 12:40

bu yazıyı ben indirmeyi düşünüyordum isabetli olmuş sarp kuray ın acıkca verdiği isimler ve numan esin in itirafı çok çarpıcı duello
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
mcnn38
Admin
avatar

Erkek
Yaş : 37 Kayıt tarihi : 04/09/08 Mesaj Sayısı : 1871 Nerden : Geliyon İş/Hobiler : Yaşamak Lakap : GARİB

MesajKonu: Geri: Ergenekon'u da taşeronlar yıkacaklar (sarp kuray röportaj AKSİYON) Paz 14 Ara. 2008, 12:41

emiroğlu demiş ki:
bu yazıyı ben indirmeyi düşünüyordum isabetli olmuş sarp kuray ın acıkca verdiği isimler ve numan esin in itirafı çok çarpıcı duello


valla "emiroğlu" bende senden bekledim de baktım el atmadın meseleye mecbur iş başa düştü deyip paylaştım sizlerle.. lol!

_________________
Yoruldum her sabah, dönüşüne dair düş görmüş olarak uyanmayı hayal etmekten.
Ben yalanına bile razıyım artık seninle ilgili her şeyin. Bir umudun, bir güneşin...

Yürek sancımın tek refakatçisi, sözcüklerimin yegane bekçisi..
Aldırma satırlarıma bulaşmış hüzün rutubetine.
Önemseme kendimle olan savaşın galibine.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://med-cezir.eniyiforum.org
emiroğlu




Yaş : Kayıt tarihi : 09/09/08 Mesaj Sayısı : 589 Nerden : İş/Hobiler : Lakap : amcasını arıyor

MesajKonu: Geri: Ergenekon'u da taşeronlar yıkacaklar (sarp kuray röportaj AKSİYON) Paz 14 Ara. 2008, 12:45

arkadaşlar da okur inşallah
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Sponsored content





MesajKonu: Geri: Ergenekon'u da taşeronlar yıkacaklar (sarp kuray röportaj AKSİYON)

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Ergenekon'u da taşeronlar yıkacaklar (sarp kuray röportaj AKSİYON)

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var: Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Ay ve Güneş :: DÜNYA VE ÜLKEMİZDE YAŞAM :: Sosyal Hayat & Medya :: KARA KUTU -

/

Yetkinforum.com | © phpBB | Bedava yardımlaşma forumu | Suistimalı göstermek | Bir blog yaratın