Ay ve Güneş

/

 
AnasayfaAnasayfa  GaleriGaleri  SSSSSS  AramaArama  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  Video BölümüVideo Bölümü  
SIK KULLANILAN BÖLÜMLER
Tıkla Dinle Kutucukları & Maneviyat& Aşk ve Sevgi & Lakırdı Ovası & SEYR-i ALEM & DİVAN-I EDEBİYAT
GİTMEK İSTEDİĞİNİZ BÖLÜMÜN İSMİ ÜZERİNE TIKLAYIN
EN SON GÖNDERİLEN 10 MESAJ
Konu Yazan GöndermeTarihi
C.tesi 17 Haz. 2017, 13:04
Perş. 25 Mayıs 2017, 09:45
Cuma 12 Mayıs 2017, 09:58
Cuma 12 Mayıs 2017, 09:56
Perş. 04 Mayıs 2017, 09:33
Salı 25 Nis. 2017, 09:47
Çarş. 19 Nis. 2017, 09:57
Perş. 30 Mart 2017, 09:46
Perş. 23 Mart 2017, 09:03
Ptsi 20 Mart 2017, 09:18

Mehmetçiğin Kore'de açtığı Türk okulu

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek
Yazar Mesaj
mcnn38
Admin
avatar

Erkek
Yaş : 37 Kayıt tarihi : 04/09/08 Mesaj Sayısı : 1871 Nerden : Geliyon İş/Hobiler : Yaşamak Lakap : GARİB

MesajKonu: Mehmetçiğin Kore'de açtığı Türk okulu Salı 28 Nis. 2009, 15:21

Mehmetçiğin Kore'de açtığı Türk okulu


Mehmetçik, barışı tesis için katıldığı Kore Savaşı’nda, çatışmaların ortasında anne-babasız kalan çocuklara da sahip çıkar. Tugay karargâhında kurulan ‘Ankara Okulu’nda üç öğün yemeğin yanı sıra eğitim de verilir. Ankara’dan özel olarak getirtilen piyano ve diğer müzik aletleri, çocukların savaş psikolojisinden kurtulmasını sağlar.
Türk askeri 1950’de BM gücüne katılarak Kore’ye gitti ve üç yıl savaştı. Bu, Türkiye’nin uluslararası camiadaki yönünü ve yerini tayin eden tarihî bir adımdı. Oraya sadece savaşmaya gitmiştik. ‘Babam Kore gazisi’ diyenler de olmasa bizim için uzak ve unutulmuş bir cephe hikâyesinden ibaretti orada yaşananlar. Bir savaşın nasıl derin bir dostluğa dönüştüğünü, 2002 Dünya Kupası’nda Güney Kore ile yaptığımız üçüncülük karşılaşmasında fark ettik. Maçı millîlerimizin kazanmasına rakibimiz Güney Kore de sevinmişti. Hem de bizi şaşırtacak ölçüde… Açık bir şekilde hissettiğimiz bu dostluğun kaynağı merak konusu oldu. Sadece bir ‘savaş’, cephedeki kahramanlık tek başına yeterli değildi bu tarihî bağı anlatmaya.

Tarihî bağların şifrelerine, 1950’de Kayseri’den ilk tugaya gönüllü katılan ve cephede yaralanarak ‘gazi’ unvanıyla geri dönen Hasan Karakurt’un günlüğünde ulaştık. Karakurt, Kore Savaşı’nı günbegün kaydettiği günlüğünü oğlu Burak’a miras bırakmıştı. Kore yolculuğu ve savaş cephesi az çok biliniyor. Ama Mehmetçiğin Güney Kore’nin Suvan bölgesinde açtığı ‘Ankara Okulu’nu ilk bu günlükten öğrendik. Hasan Karakurt’un Kore sevgisiyle büyüttüğü oğluna vasiyetiydi: “Bu okul benimle birlikte unutulup gitmesin …”

Gazi Haydar Karakurt’un oğlu Burak, babasının Kore anılarıyla büyür. Gazi Karakurt, 2003 yılında, vefatından kısa bir süre önce, oğlunu yanı çağırır ve herkesten sakındığı günlüğünü ona hediye eder. “Ailemizin Kore hatıraları benimle birlikte yok olup gitmesin.” diye de sıkı sıkıya tembih eder. Bu nasihatin gereklerini hassasiyetle yerine getiren Burak Karakurt, ilk etapta günlüğü baştan aşağı dikkatli bir gözle okur. Ardından da Türkiye ve Güney Kore’deki arşivlerde araştırma yapar. Günlükten yola çıkarak ulaştığı 133 Kore gazisiyle görüşerek savaşı bir de onların ağzından dinler. Gayretleri sonucunda elde ettiği bilgi ve bulguları “Dünden Bugüne Kore’de Türk Kahramanları” adıyla kitaplaştırır. Kitabı, PASİAD Yayınları basar.

TÜRK ASKERİ ÖKSÜZLERE DE SAHİP ÇIKAR

Türkiye-Güney Kore ilişkileri üzerine araştırmalarını sürdüren hukukçu Burak Karakurt, bugünlerde yine günlükten yola çıkarak, 1950’de Kore’ye savaşmaya giden Türk askerlerinin savaşın ana babasız bıraktığı Koreli çocuklar için kurduğu Ankara Suwan Okulu ve Yetimhanesi üzerine çalışıyor. Karakurt’un görüştüğü gaziler ile Türk askerlerinin eğitim verdiği Koreli öksüzlerin en büyük arzusu, okulun yeniden inşa edilmesi. Aksiyon, Ocak 2009’da kutlanacak Türkiye-Kore ilişkilerinin 60. yılı öncesinde, arşivlerde unutulan Ankara Suwan Okulu ve Yetimhanesi’nin hüzünlü hikâyesini, hayatta kalan Koreli öğrenciler ve gazilerin anılarıyla yeniden gündeme taşıyor.

Türk Tugayı, Kore’de 1950’den 1953’e kadar savaştı. Çoğu gönüllü askerlerden oluşturulan Türk Tugayı’nın komutanlığına Tuğgeneral Tahsin Yazıcı atandı. Her biri üç taburdan oluşan üç piyade alayı ile topçu taburu, istihkâm bölüğü, uçaksavar bataryası ve tanksavar takımından oluşan birlikte 259 subay, 18 askerî memur, 4 sivil memur, 395 astsubay, 4414 erbaş ve er olmak üzere 5090 kişi görevliydi. Kuzey Kore sınırında, kritik bir bölgede görevlendirilmesine rağmen kısa zamanda kendisini gösterdi. Özellikle geliştirdiği taktik ve korkusuz mücadelele ile Çin ordularını dize getiren Türk Tugayı, Kore Savaşı’nın kederini tam dört kez değiştirdi. Kore’deki Birleşmiş Milletler (BM) Kuvvetleri’nin komutanı (16 ülkenin askerinden sorumlu) General Douglas MacArthur başta olmak üzere birçok uzman da Türk Tugayı’nın bu başarısını kayda geçirdi. Özellikle Kunuri ve Kumyangjang-Ni cephelerinde Çin ordularını yenen Türk Tugayı, BM Kuvvetleri’ni büyük bir hezimetten kurtardı. Bunun yanı sıra Sosari savunması ile başkent Seul’un düşman eline geçmesini önledi. Vegas muharebesindeki başarısıyla da ateşkes anlaşmasının zeminini oluşturdu. Kore ve ABD devlet başkanları Türk birliğinin başarısını devlet nişanlarıyla ödüllendirdi.

CEPHE GERİSİNDE TÜRKÇE EĞİTİMİ

Ancak Türk askeri sadece alan savunması yapmaz Kore’de. Acımasız savaşın anne-babasız bıraktığı Koreli çocuklara da yardım elini uzatır. Savaş alanlarındaki kimsesiz çocukları Seul-Suwan’daki tugay karargâhında kurdukları bir çadırda toplayan Türk subayları, kimsesiz çocukların hem güvenliğini hem de bakımını üstlenir. Ancak kimsesiz Korelilerin sayısı 100’ü aşınca, karargâhın içindeki yıkık bir bina yeniden inşa edilir, okul ve yetimhaneye çevrilir. Kayıtlara ‘Ankara Okulu ve Yetimhanesi’ olarak geçen bu okulda çocukların günlük iaşelerinin yanı sıra eğitim de verilir. Hergün iki saat verilen Türkçe dersinden dolayı çocuklar Türkçe de öğrenir. O günlerde İstiklal Marşımızı da eksiksiz ezberleyenler olur. Türk subaylarının yanında 10 Koreli öğretmenin görev aldığı okulun idaresi genç bir Güney Koreliye verilir. Türk subaylarının ödevlerine de yardımcı olduğu Koreli çocuklar Türkçe öğrenir, beş marşımızı ezberler. Okul kapsamındaki yetimhane de savaşın ardından uzun yıllar kimsesiz cocukların yuvası olur.

7 ile 12 yaş arasındaki Koreli öksüzler, Türk Tugayı’nın aşçısı Bolulu Mehmet Akman’ın ( savaşın ilerleyen safhalarında şehit düştü) çıkardığı leziz karavanaya çabuk alışır. Sadece üç öğün yemek vermekle de yetinmez Türk Tugayı, çocukların eğitimden geri kalmamaları için de çabalar. Ankara’daki Demirlibahçe İlkokulu tarafından gönderilen kitaplar, kırtasiye malzemeleri, alfabeler, fişler ve dergiler öğrencilere moral verir, öğretmenlerin işini kolaylaştırır. Okul için hususi getirilen piyano ve diğer müzik aletleri de bir çeşit terapi için kullanılır. Öğrencilerin savaş psikolojisinden müzik dersleri ve gösterileriyle kurtulmaları sağlanır. Ayrıca Türk askerlerine moral vermek için Türkiye’den gelen gösteri gruplarının Ankara Okulu’nda da program yapması sağlanır.

KORELİ ÖKSÜZLER İÇİN ANKARA’DAN PİYANO

Okulda eğitim üç dilde, Türkçe, İngilizce ve Korece yapılır. Çocukları mutlu etmek için ağır bir ders müfredatı uygulanmaktan kaçınılır, basit derslerin yanı sıra beden eğitimi ile müzik derslerine ağırlık verilir. Zaten o günlerde hiçbir okulda bulunmayan müzik aletleri Ankara Okulu’nda mevcuttur. Ayda bir düzenlenen bale ve halk oyunları gösterisi sadece çocukları değil, Türk Tugayı’nı da mutlu eder. Okuldaki kutlamaların bir diğeri, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’dır. Koreli çocuklar etkinliklerde Türkçe şarkılar da söylemeye başlar. Kısa sürede asker öğretmenlerine alışan Koreli çocuklar akşam cephe dönüşünü iple çeker; öğretmenler onlara baba sevgisiyle yaklaşır. Dönemin (1950-1954) Genelkurmay Başkanı Orgeneral Mehmet Nuri Yamut da askerî raporlarda geçen ve savaş bölgesinde eğitimine devam eden tek okul olan Ankara Okulu’nu bizzat yerinde ziyaret eder. Ziyareti sırasında Türk Tugayı Komutanı Tuğgeneral Tahsin Yazıcı’dan okulla ilgili de bilgi alan Orgeneral Yamut, öğrencilerin Türkçe öğrenmesinden memnuniyet duyar. Orgeneral Yamut, Ankara Okulu’nun önünde öğrenci ve öğretmenlerle hatıra fotoğrafı çektirmeyi de ihmal etmez.

1953’teki ateşkesin ardından bir müddet daha eğitime devam eden Ankara Okulu, Türk askerlerinin çekilmesiyle kapanır. Öğrenciler, yaşlarına uygun diğer okullara transfer edilir. Bugün Suwan bölgesinde yaşayanların birçoğu, sadece temel kalıntıları kalan Ankara Okulu’ndan minnetle söz ediyor.

Ankara Okulu’nda eğitim görenlerden bugün hayatta olanların sayısı 30’u buluyor. Burak Karakurt, Pasifik Ülkeleri ile Sosyal ve İktisadi Dayanışma Derneği (PASİAD) ile Kore Hava Yolları’nın sponsorluğuyla ikinci kez Güney Kore’ye gidişinde, Türk Büyükelçiliği’nin de yardımlarıyla Türk okulunun öğrencilerinin yedisini bir araya getirmeyi başarır, anılarını kayıt altına alır. Bugünlerde yaşları 70’e dayanan Korelilerin ortak arzusu, okulun yeniden inşa edilmesi ve kendilerine sahip çıkan Türk askerlerinin aileleriyle buluşabilmek.

İlerleyen yaşına rağmen o günleri unutmadığını söyleyen Ca Yang Ca Hanım, ne zaman ‘Türk’, ‘Türkiye’ isimlerini duysa o günlerde kendisine sahip çıkan Türk askerlerini minnetle andığını belirtiyor: “Biz ufaktık. 5 yaşındaydık. Kore’ye savaşmak için gelen Türk askerleri bize sahip çıktı. Hem annemiz hem de babamız oldular. ‘Türkiye’ adı kalbime huzur veriyor.”

Türkiye ve Türkler hakkında ne düşündüklerinin sorulması üzerine Che Chang Ca Hanım, Türkleri ve yaşadığı o günleri, Türk okulunu hiç unutmadığını belirtiyor: “Bugün Türkiye ile ilgili bir şey duyunca o günlerde yaşadıklarım geliyor gözümün önüne.”

Okulun bir diğer öğrencisi Lee Hak Cang Bey de “Sadece iyi öğretmen değildiler, iyi de askerdiler.” diyor, Türklerle ilgili olarak. Cang, Türklere duyduğu minneti kelimelere sığdıramayacağını vurguluyor: “Türkiye denildiğinde iki şey aklıma geliyor. Birincisi bize sahip çıkan Türk askeri. Türk askeri dünyada bir numaradır ve asker olmanın yanında çok iyi bir insandır. İkinci olarak, uzakta kalan bir yakınımın varlığı. Sanki uzaktaki bir sevgilimi hatırlamış gibi oluyorum, kalbim sızlıyor. Türkler benim akrabalarım, gözümü kapatınca çoğu zaman Türk askerini görüyorum. Çocukluğumuzu Türk askeriyle yaşadık. Türkiye deyince bize yiyecek veren, bizi kucaklayan, okutan bir ülkeyi hatırlıyorum.” Cang Bey o günlerden miras birkaç Türkçe kelimeyi gururlu ve yüksek bir sesle tekrar ediyor: “Muhterem büyüklerim, kumandanım, kahraman Türk askeri.” Bunun dışında Türk askerlerine ‘abi’ diye hitap ettiklerini, ‘sağol’u unutmadıklarını öğreniyoruz.

“SİZİN İÇİN CANIMI VERİRİM”

Diğerleri gibi gözü dolan Lee Sang Cin Bey de Türk askerlerine minnet duyduğunu aktarıyor: “Hiç unutamayacağım bir ülke Türkiye. Biz çocuklarımıza hep Türkiye’yi ve Türk askerini anlatıyoruz. Onların bizlere nasıl sahip çıktıklarını, bizim için nasıl cephede ölüme gittiklerini anlatıyoruz.”

Bayan Gil Mun Ri de Türkiye’yi kendi ülkesi gibi gördüğünü anlatıyor: “Türkiye köklü tarihi olan güçlü bir devlet, böyle bir ülkenin benim ülkem olmasından gurur duyuyorum.”

Kim He Te Bey de Türklerin mevzilerden canı pahasına da olsa geri çekilmeyerek sivil katliamı önlediğini vurguluyor: “Türklerde geri gitmek diye bir şey yoktur. Eğer Kunuri’de Türkler geri çekilselerdi çok sivil ölecekti. Türkler bizleri o savaştan kurtardı. Bugün yaşıyorsam Türklerin sayesinde yaşıyorum. Bugün onlar için canımı veririm. Onları yakın akrabalarım olarak görüyorum.” Kim He Te Bey gibi Ankara Okulu’nun diğer öğrencileri de Türkler için gerekirse canlarını vereceklerini belirtiyorlar.

Gaziler de unutmaz Koreli öksüzleri. Tugay Komutanı Tümgeneral Tahsin Yazıcı, Ankara’ya dönmesi münasebetiyle düzenlenen kokteylde Kore savunmasını anlatırken Ankara Okulu’nu unutmaz: “Bu arada şunu da belirtmek isterim ki Suwan’da üzerinde bayrağımızın daimi olarak dalgalandığı bir okul vardır ve bu okulun ismi de Ankara Okulu’dur. Okulun 118 talebesi vardır. Haftada iki saat burada Türkçe dersi verilir. Birliğimiz bu okulun bütün ihtiyaçlarını temin etmektedir. Öğrenciler şimdiye kadar beş marşımızı tamamıyla öğrenmişlerdir.”

Koreli öksüzlerle ilgilenen gazilerden biri de Mehmet Soylu. O da Ankara Yetimhanesi’ndeki öğrencilerin kendilerine çok yakın davrandıklarını anlatıyor. Okulun karavanasının sevkiyatından sorumlu Gazi Soylu, öğrencilerle en çok haşir neşir olanlardan biri: “Ben okulun Tugay’da pişen yemeklerinin taşınmasından sorumluydum. Okula veya yetimhaneye yaklaştığımızda Koreli çocuklar bize çok yakın davranıyorlardı. Biz de onlara yardımcı olmanın mutluluğunu yaşıyorduk.”

Gazi Haydar Karakurt da günlüğünde sık sık Türk Okulu’ndan bahseder. Onun gibi birçok Türk askeri, Koreli çocukları, Türkiye’de bıraktıklarının yerine sever.

Gazi Er Rıfat Karamürsel de yetimlerin gösterilerini hatırlıyor. Okulda düzenlenen programlara birlikteki askerlerin de zaman zaman katıldığını belirtiyor: “Akşamları yetimlere yemek götürür, onlarla ilgilenirdik. Okulda bazen programlar, gösteriler olurdu, gider biz de izlerdik. O Koreli çocukların İstiklal Marşımızı okumaları beni ağlatırdı. Keşke onlarla şimdi bir bulaşabilsek, keşke imkân sağlansa.”

Koreli kimsesiz çocukların kendilerini Türkçe selamladığını anlatıyor Gazi Çavuş Metin Özcan da: “Davetlerde o çocukları izlerken çok ağlardım, tugayımızca o çocuklara Türkçe öğretilmişti. Biz gittiğimizde bizi Türkçe karşılarlardı. O çocukların Türkçe konuşması çok farklı bir duyguydu. Bugün onlarla yeniden buluşmayı gerçekten çok isterim.”

_________________
Yoruldum her sabah, dönüşüne dair düş görmüş olarak uyanmayı hayal etmekten.
Ben yalanına bile razıyım artık seninle ilgili her şeyin. Bir umudun, bir güneşin...

Yürek sancımın tek refakatçisi, sözcüklerimin yegane bekçisi..
Aldırma satırlarıma bulaşmış hüzün rutubetine.
Önemseme kendimle olan savaşın galibine.


En son mcnn38 tarafından Salı 28 Nis. 2009, 15:22 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://med-cezir.eniyiforum.org
mcnn38
Admin
avatar

Erkek
Yaş : 37 Kayıt tarihi : 04/09/08 Mesaj Sayısı : 1871 Nerden : Geliyon İş/Hobiler : Yaşamak Lakap : GARİB

MesajKonu: Geri: Mehmetçiğin Kore'de açtığı Türk okulu Salı 28 Nis. 2009, 15:21

İLİŞKİLERİN 60. YILI KUTLANACAK

Türk gazilerle Koreli öksüzler iki ülke ilişkilerinin 60. yılının kutlanacağı 2009’da bir şekilde Ankara Okulu’nun yeniden hayat bulmasını, hiç olmazsa adının mevcut bir okula verilerek yaşatılmasını istiyor. Ankara Okulu öğrencilerinin en büyük arzusu Türkiye’ye gidip kendilerine sahip çıkan Türk askerlerinin ailelerine misafir olabilmek. Karakurt ise babasının vasiyeti üzerine Türk-Kore kardeşliğine vurgu yapan çalışmalara imza atmaya çabalayacağını söylüyor. 60. yıl dolayısıyla hem Türkiye’de hem de Güney Kore’de çeşitli etkinlikler düzenlenecek, Kore Savaşı’ndaki Türkleri anlatan belgeseller de gösterilecek. Belki de 2009 iki ülke ilişkilerinin istenilen seviye çıkarılması için bir dönüm noktası olacak.




BABASININ ÖLÜM HABERİNİ KORE YOLUNDA ALDI

Gazi Karakurt’un (solda) Kore yolunda babasının ölüm haberini alması, günlüğünün iç sızlatıcı bölümlerinden birini oluşturuyor: “Kore’ye gitmek üzere tren garında toplandık. İskenderun’a, oradan gemiyle Kore’ye gideceğiz. Tam trene binmiştim ki bizim Çorumlu arkadaşı uğurlamaya gelen babası dünyamı kararttı. Babamın öldüğünü söyledi. Şuurum tutuldu; ‘vatan sağ olsun’ diyebildim…”



KORE SAVAŞI NASIL PATLAK VERDİ?

İkinci Dünya Savaşı’nın ardından Sovyetler Birliği’nin Uzakdoğu’daki savaşa katılması Kore’yi kuzey ve güney olarak ikiye böldü. 1948’de her iki Kore’de yapılan seçimler sonucu bu ayrım tescillendi. Güney Kore’deki ABD varlığından rahatsız olan Sovyetler ile Çin Kuzey Kore’ye askerî ve siyasi desteğe başladı. Beklenen gecikmedi; Kuzey Kore 25 Haziran 1950’de Güney’i işgale başladı. Bunun üzerine BM, Kuzey Kore’ye karşı askerî müdahalede bulunma kararı aldı. Bu kararın ardından başlayan savaşa 16 ülke askerî birlikle, 6’sı da tıbbi yardımla katıldı. 3 yıl süren savaşı bitiren Panmunjom Ateşkes Anlaşması 27 Temmuz 1953’te imzalandı. Savaşta 36 bini ABD, 600 bini Kore ve 500 bini de Çin askeri olmak üzere toplam 3 milyon insan yaşamını yitirdi.



TÜRK TUGAYI KORE’DE 3 YIL SAVAŞTI, 741 ŞEHİT VERDİ

Kore’ye giden Birinci Türk Tugayı Kasım 1951’e kadar Kore’de savaştı. Görevini Kasım sonunda Türkiye’den gelen 2. Türk Tugayı’na devretti. Ağustos 1952’de ise Üçüncü Tugay Kore’ye ulaştı. Dördüncü Türk Tugayı da Temmuz 1953’te görevi devraldı. 1950’den 1953’e kadar Kore’de savaşan Türk Tugayı’nın 741 askeri şehit düştü, 2147 askeri de yaralandı. Bunun dışında 234 Türk askeri esir düştü, 175’i de kayboldu. 25 Eylül 1950’den 27 Temmuz 1953’e kadar Kore’de savaşan Türk askerlerine kanunla ‘gazi’ unvanı verildi.



TÜRK ASKERİ KORE’YE NEDEN GİTTİ?

Türkiye 1940’ların sonlarında Kore’de komünist kuzeylilerin Çin ve Rusya’nın desteğini alarak güneylilere yaptığı mezalime kayıtsız kalamamıştı. Dünya ile birlikte Türk basını da Kore’de yaşananları ‘barbarlık’ başlıklarıyla yansıtıyordu. Diğer taraftan İkinci Dünya Savaşı’nın ardından yaşanan Doğu-Batı eksenindeki çekişmede arada kalmış, kendi tarafını belirleme fırsatını arıyordu. Daha sonra ‘Soğuk Savaş’ olarak adlandırılacak bu çekişme Türkiye’nin jeo-stratejik önemini de atırmıştı. Savaş sırasında tarafsız kalarak bütünlüğünü korumuştu ancak sonrasında Sovyetler’in Doğu Anadolu’da toprak ve Boğazlar’da üs ve ortak savunma talepleriyle karşı karşıya kalmıştı. Tam bu esnada patlak veren Kore Savaşı, Türkiye’nin Sovyet tehdidini bertaraf edip Batı Bloku ve Amerika’ya yaklaşması için bir fırsat oluşturdu. Sonuçta Ankara, NATO’ya üyeliğini de hızlandırmak için Kore Savaşı’na birlik göndermeyi kabul etti. Türk askeri Kıbrıs’ta olduğu gibi yine ezilenin yanında olacağını duyurdu.

Türk Tugayı Ankara’daki harp eğitiminin ardından demiryoluyla İskenderun’a, oradan da gemilerle Kore’nin Pusan Limanı’na nakledilir. 3 ayrı gemiyle 21 günde tamamlanır sevkiyat. Türk Tugayı’nın ilk kışlası Taegu şehrinde kurulur. Burada birlik yeni silahlarla donatılır. Kısa bir eğitimin ardından Türk birliği 10 Kasım 1950’de cepheye gider. Önce Seul’un 60-100 km kuzeyindeki bir bölgenin emniyet sorumluluğunu üstlenen tugay daha sonra Kunuri bölgesinde görevlendirilir. 8’inci Amerikan Ordusu’na bağlanan Türk Tugayı’na “North Star” (Kuzey Yıldızı) kod adı verilir. Bu arada Türkiye savaşa katılmasının ilk meyvesini alır. 1952’de NATO üyelik başvurusu kabul edilir

_________________
Yoruldum her sabah, dönüşüne dair düş görmüş olarak uyanmayı hayal etmekten.
Ben yalanına bile razıyım artık seninle ilgili her şeyin. Bir umudun, bir güneşin...

Yürek sancımın tek refakatçisi, sözcüklerimin yegane bekçisi..
Aldırma satırlarıma bulaşmış hüzün rutubetine.
Önemseme kendimle olan savaşın galibine.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://med-cezir.eniyiforum.org

Mehmetçiğin Kore'de açtığı Türk okulu

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var: Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Ay ve Güneş :: DÜNYA VE ÜLKEMİZDE YAŞAM :: GAZETE YAZILARI ve YAZARLARI :: Aksiyon Dergisi Yazıları -

/

forum kurmak | © phpBB | Bedava yardımlaşma forumu | Suistimalı göstermek | Yetkinblog.com